Cemşid’in Hikâyesi

Adım Cemşid, Afganistanlıyım. Son derece dindar bir ailede doğdum ve yetiştirildim. Benim ülkemde çoğu aile böyledir. Yoksulluk nedeniyle eğitimimi tamamlayamadım. Birçok Afgan genci gibi ben de aileme destek olmak için erken yaşta çalışmaya başladım. Çoğu genç Afgan gibi 19 yaşındayken evlendim. Kısa bir süre içinde Tanrı bizi bir oğlan çocukla kutsadı. Yaşantımız çok basitti ama mutluyduk.

Oğlum iki yaşındayken kabilelerden biri karımla oğlumu kaçırdı. Onları aradım ama bulamadım. Bir süre sonra karımın ailesi eğer kızlarını bulamazsam beni öldürmekle tehdit etmeye başladı. Bunu yapacak gücüm yoktu; bunun için para, insan ve silah gerekiyordu. Tehditlerin devam etmesi üzerine, 2000’de ülkeden ayrılmaya karar verdim. Ülkemi terk ettim ve birkaç komşu ülke dolaştım. Bir sürü sorun ve zorluktan sonra Suriye’ye geldim. Orada Arapça konuşmadığım için bazı zorluklarla karşılaştım. Hayatta kalmak için bir işe ihtiyacım vardı ama uzun süre iş bulamadım.

Bir süre sonra bir fırında çalışmaya başladım. Orada yatıp kalkıyordum. Fırın sahibi Lübnanlı bir Hıristiyan’dı. Benim anlayışıma göre bir kâfirdi. Onun için çalışmak istemiyordum ama beş parasızdım, işe ihtiyacım vardı.

İşverenimin bana karşı nazik olması ve bana çok iyi davranması beni zor durumda bırakıyordu. Bunu nasıl yapabiliyordu? Müslüman değildi. Gerçek Tanrı’yı bilmeyen bir kâfirdi. Bu düşünceyle bir gün ona, “Senin ve dinin hakkında düşüncelerimi bilmene rağmen neden bana böyle davranıyorsun?” diye sordum.

Fırıncı, “Rab bana böyle yapmayı –sevmeyi, bağışlamayı ve düşmanlarım için dua etmeyi– öğretti,” diye cevap verdi.

Bu cevap karşısında şoke olmuştum. Çok etkilenmiştim. Kâfir dediğim bu insanla kendi dinimden, mümin olarak gördüğüm insanlar arasında ne kadar büyük bir fark vardı! Bu adam bana çok daha iyi davranıyordu! Biz öldürmeyi isterken nasıl oluyordu da onun Tanrısı ona düşmanları sevmeyi, bağışlamayı ve onlar için dua etmeyi öğretiyordu?

Bir gün patronum beni kiliseye davet etti. İlk kez bir kiliseye çağrılmıştım. Başta tereddüt ettim ama sonra deneyeceğimi söyledim. Hayatımda ilk defa bir kiliseye giriyordum. Biraz korkuyordum ama insanlar hayret vericiydi. Beni sevinçle ve gülümseyerek karşıladılar. O anları hayatım boyunca unutmadım.

Kiliseyi sevdim ama aynı zamanda korktum da. Daha fazla şey bilmek istiyordum. Neden farklıydılar? Sevinç, mutluluk ve huzurlarının sırrı neydi? Onlarla benim aramdaki farkı yaratan neydi?

Mülteci olarak kayıtlı olduğum için ara sıra Şam’daki BM ofisini ziyaret ederdim. Bir gün orada mülteci aileleri için Kutsal Kitap çalışması yapıldığını duyuran bir ilan gördüm ve adımı yazdırmaya karar verdim. Bir yandan da birisi yaptığım şeyi öğrenecek diye korkuyordum. Gergindim ve kafam karışıktı, uyumakta zorluk çekiyordum. Bir karar vermek zorunda olduğumu biliyordum.

Tanrı bizi ikilemlerde bırakmaz. Bu içsel çatışmadan iki sonra bir gece uykumda, “Korkma,” diyen bir ses duydum. Ses, rahat ve huzurlu hissettirdi. Uyandığımda odada kimse yoktu. Ertesi gece yine aynı sesi duydum: “Korkma.” Ertesi sabah tarifi zor bir sevinçle uyandım. Korkularım nihayet kaybolmuştu. Korkuyu ve kafa karışıklığını uzaklaştıran bu ses ne kadar güzeldi! Bunun beni cesaretlendirmek ve Kutsal Kitap çalışmalarına katılmaya teşvik etmek için Tanrı’dan gelen bir ses olduğunu biliyordum.

Bir gün BM ofisine ziyaretimde ilan köşesinde toplanmış bir grup insan gördüm. İlanlardan biri Arapça dersi içindi. Dersleri başlatmak için üç kişi gerekiyordu ama Arapça öğrenmekle ilgilenecek diğer iki kişiyi bulmanın imkânsız olduğunu düşünüyordum. Oysa Tanrı’nın yolları bizim yollarımızdan farklıdır. Bir hafta sonra BM ofisinden dersle ilgilenen başka insanlar olduğunu bildiren bir telefon aldım. Yani Arapça dersi için kayıtlar açılmıştı, her perşembe ders olacaktı.

Yaşam koşullarımız yüzünden okula gidemedim ama Tanrı’nın yolları şaşırtıcıdır. Tanrı bana Rab’bin Sözü üzerine derin düşünmeme ve O’nun Sözünü duymama yardım eden birini getirdi. İçimi büyük bir mutluluk kaplamıştı. Ve aynı kişi sayesinde kendi dilimde okumayı ve yazmayı öğrendim. Bu, Tanrı’nın bir mucizesiydi.

Hazreti İsa’nın Şahsının bilgisinde ve O’nun sınırsız sevgisiyle günbegün büyüdüm ve O’nu hayatımın Kurtarıcısı ve Rab olarak kabul ediyorum. Hazreti İsa’yla hayat mutlulukla dolu ve ben O’nu her koşulda yanımda hissediyorum, en zor zamanlarda bile. Sizin de İsa’yı şahsi Kurtarıcınız olarak kabul etmeniz için dua ediyorum.

Daha Fazla İçerik
Evlilik
Türkçe