Seher’in Hikâyesi

Adım Seher. İran’da doğdum ve büyüdüm. İslami gereklilikleri yerine getiren eğitimli ve dindar bir aileye mensubum.

Bir gün babam işten eve geldi ve oturma odasına geçip yemeğin hazır olmasını beklemeye başladı. Annem ona seslendiğinde babamın kımıldamadığını fark etti. Komşulardan ve arkadaşlarından yardım istedi, babamı doğruca hastaneye götürdüler. Elimizdeki bütün kaynakları kullandık ama hiçbir şey değişmedi. Doktorlar duruma hiçbir açıklama getiremiyordu ve onu nasıl tedavi edeceklerini bilmiyorlardı. Babam aylarca bu şekilde evde kaldı.

Bir gün annem sokakta yürürken babamın artık şehirde yaşamayan arkadaşlarından birine rastladı. Bu arkadaşı Hıristiyan olduğu için o bölgede rahat bırakmıyorlardı, o da başka bir ülkeye yerleşmişti. Annem ona babamın durumunu, 50 gündür hiç kıpırdamadan yatakta yattığını anlattı. Annem ayrıca doktorların elinden hiçbir şey gelmediğini ve babamın yalnızca nefes alıp verdiğini de söyledi.

Babamı bir süredir görmemiş olan adam çok kibar bir şekilde bir doktor arkadaşıyla birlikte evimize gelip gelemeyeceğini sordu. Annem onu davet ettikten sonra tedirginlik içinde beklemeye başladık.

Babamın arkadaşı ertesi gün ziyaretimize geldi; annemi, erkek kardeşimi ve beni selamladıktan sonra doğruca babamın kıpırtısız yattığı odaya girdi. Annem, bir doktor arkadaşını getireceğini söylemesine rağmen tek başına gelmesini yadırgamıştı ama hiç ağzını açmadı. Arkadaşı babama yaklaştı ve etkileyici bir şekilde dua okudu, arkadaşına dokunması ve onun sağlığını düzeltmesi için doktorların doktoruna seslendi. Oda kapısında bir yarık vardı, ben dört yaşındaydım, orada durup odada olan biten her şeyi izledim.

Adam duasını bitirdikten sonra bize veda ederken ben odaya bakıyordum ve o sırada babamın yatağın içinde kımıldandığını gördüm, “Babam hareket ediyor,” diye bağırmaya başladım. Herkes şaşkınlık içinde yatağa bakıyordu; tekrar odaya girdiklerinde babam normal hareketlerine geri dönüyordu. Uyandığında birkaç soru sordu ve birkaç saat sonra normal hayatına dönmüştü. Hasta olduğunu hatırlamıyordu. Ailedeki herkes büyük bir şaşkınlık içindeydi. Bu nasıl olmuştu? Ne olmuştu? Bu Tanrı kimdi? Bu Tanrı’yı nerede bulabilirdik?

Adam bize her şeyin yaratıcısı olan Tanrı’yı; doktorların doktoru, Rab’lerin Rab’bi ve Kurtarıcı olan Hazreti İsa’yı (İsa Mesih) anlatmaya başladı.

Yaşadığımız şehirde bir Kutsal Kitap aradık ama dilimize çevrilmiş bir kitap yoktu. Ülkemizde Kutsal Kitap yasaktı. Babamın Lübnan’da yaşayan arkadaşı bize Arapça bir Kutsal Kitap verdi. Arapça bilmiyorduk, babam Arapça öğrenmeye başladı çünkü Kutsal Kitap’ın Tanrısını, kendisini iyileştiren Tanrı’yı öğrenmeye can atıyordu. Arapça öğrendi ve kendi Kutsal Kitap çalışmasını yapmaya başladı. Çünkü Kutsal Kitap çalışmasını gizli yapıyorduk.

Yaratılış hikâyelerini, İsrail halkının kurtuluşunu ve İsa’nın haç üzerinde kendini feda edişini okuyan erkek kardeşim Kutsal Kitap’ta bulduğu huzur ve vaatler karşısında şaşkınlık içindeydi. Yeni dinini, yeni inancını ve ruhsal konulara ilişkin yeni anlayışını arkadaşlarıyla paylaşmak istiyordu. Fakat bize bunu yapmamamız gerektiği çünkü yeni inancımızı başkalarıyla paylaşmamızın çok tehlikeli olduğu, inancımızı gizli tutmamız gerektiği söylenmişti.

Bir gün korkusunu yenen erkek kardeşim arkadaşlarıyla konuşmaya karar verdi. Onlara bizim Kutsal Kitap çalışması yaptığımızı ve her şeyin yaratıcısı olan, sorunlarımızı önemseyen, sevgi dolu, harika ve merhametli bir Tanrı olan başka bir Tanrı’yla karşılaştığımızı anlattı. Ancak arkadaşlarından bazıları bunu ailelerine anlatınca olay polise bildirildi.

Polis erkek kardeşimi ve Kutsal Kitap’ı aramak için eve geldiğinde annem yemek yapıyordu. Polisin geldiğini gören annem Kutsal Kitap’ı fırının içine saklayarak hayatlarımızı kurtardı. Hıristiyan olduğumuzu öğrenselerdi hepimiz ölürdük.

16 yaşında olan kardeşim bilmediğimiz bir yere götürüldü ve üç ay boyunca işkenceye maruz kaldı. Eve döndüğünde dişlerini ve hapishanede verilen sayısız elektrik şokundan dolayı hafızasını kaybetmişti. Sırf arkadaşlarına Tanrı’yı Baba ve İsa’yı da Kurtarıcısı olarak tanıdığını açıkladığı için eve travmalar ve kafasının içinde geçmişe dair görüntülerle dönmüştü. Bunca zulmü ve acıyı inancını arkadaşlarıyla paylaştığı için yaşamıştı.

Ülkede bir çare bulamayınca bazı insanların tavsiyesi üzerine onu tedavi için Avrupa’ya gönderdik ve birkaç ay sonra ölüm haberini aldık. Bunca acıya, bunca ıstıraba rağmen bizi gözeten, sevgi dolu bir Baba olduğuna inanıyorduk.

Ailemiz, ailenin geri kalanından çok uzakta yaşamaya mecbur kaldı çünkü artık Hıristiyan olmuşlardı, aile İslam’a karşı geldikleri için onları öldürmeye yemin etmişti. Bu yüzden 1300 km uzağa gitmek zorunda kaldılar.

Ergenlik çağına girdiğim lise yıllarında kafamın içinde bir sürü soru vardı. Bir keresinde okulda Kur’an’da doğru olmadığını düşündüğüm bir bölüm hakkında bir şey sordum. Öğretmenim beni derhal uyardı, Kur’an’ı asla sorgulamamam gerektiğini söyledi. Birkaç ay sonra tekrar Kur’an’daki bir şeyi sordum. Öğretmen derhal polisi aradı ve beni götürmelerini söyledi. Beni gizli bir yere götürdüler, kendimi penceresiz kapkaranlık bir yerde buldum. Büyük bir acıyla kötü bir adamın her gün odaya gelip nasıl bana lanet okuduğunu, beni aşağıladığını ve bana işkence ettiğini hatırlıyorum. Bir gün saçımı kazıdılar. Bu, ülkemde en küçük düşürücü şeylerden biridir çünkü saç bir kadının onurudur ve saçsız bir kadın toplumdan dışlanır.

Başka bir gün tırnağımı söktüler, başka bir aşağılama ve daha fazla ıstırap, ama bütün bunlar olurken sadece Tanrı’ya güvendim, bu büyük aşağılamaya ve fiziksel acıya dayanabilmek için O’ndan bana huzur ve inanç vermesini, yüreğimi kutsanmış bir umutla doldurmasını istedim. Tanrı’ya güvendim ve Tanrı benim hayatımı korudu. Tanrıma ve Kurtarıcı İsa Mesih’e sadık kaldım.

Ailem beni serbest bırakmaları için çok yüksek bir kefalet ödedi. Eve dönerken polis pasaportumun üzerine artık okula gidemeyeceğimi ve çalışamayacağımı işaret eden bir mühür vurdu. Ailemin bulabildiği tek çözüm ülkeyi terk etmekti. Otobüsle uzaktaki bir ülkeye gittim. Nereye gideceğimi, kiminle karşılaşacağımı bilmiyordum ama Göklerdeki Baba’nın beni gözeteceğini biliyordum.

O ülkede çok zor zamanlar geçirdim. Param yoktu, yardım istedim, kimse yardım etmek istemedi. Sonra aklıma TV’de izlediğim, orada yaşayan bir pastör geldi. Bende telefon numarası vardı, onu aradım ve hikâyemi anlattım. Bana özel bir yere gitmemi söyledi. Orada yaşarken bazı inanlılarla tanıştım, birlikte Kutsal Kitap çalıştık. Savaş çıkınca ülkeyi terk etmem gerekti. Nereye gideceğimi bilmiyordum. Tanrı, Ortadoğu’dan çıkmam için yolu açtı. Tanrı’ya şükürler olsun, vaftiz olduğum o günü asla unutmayacağım.

Şimdi öğrenciyim, teoloji okuyorum. Müjde’yi insanlarımla paylaşmak istiyorum ki onlar da Rabbim ve Kurtarıcım olan İsa Mesih’i öğrensinler. İsa Mesih’in izinden gitmek O’nun acılarına ortak olmaktır. Yine de O’nun benim için döktüğü kan, bugün benim O’nun için yapabileceğim herhangi bir şeyden çok daha kıymetlidir. Ve bir gün, İsa döndüğünde kardeşim ve ben yeni bedenlerimize kavuşacağız.

Daha Fazla İçerik
Audio
Türkçe