Muna’nın Hikâyesi

Amerika Birleşik Devletleri’nde, çoğunlukla Arap/Müslüman halkın yaşadığı bir bölgede, Müslüman bir ailede büyüdüm. Aşırı dindar bir çevrede yetiştiğimi söyleyemem ama yine de evimizde İslami ilkeler büyük önem taşıyor ve tartışmasız bir şekilde uygulanıyordu. Her sene Ramazan’ı iple çektiğimi ve benim çocuk gözüme bütün bir yıla yetecek kadar çok görünen bir nevale stoku için annemle babamın o sene yapacağı Ramazan alışverişini dört gözle beklediğimi hatırlıyorum. Hep çok sevdiğim kayısı pestilini alıp almadıklarını kontrol ederdim ve onlar da her zaman alırdı. Annemle babamı dua ederken izlediğimi ve babamın her akşam yemeğe tam ilk ısırığı almadan önce besmele çekerek başladığını hatırlıyorum. Sadece dini açıdan değil ahlaki ve sosyal olarak da evde nasıl bir disiplin istendiğini hatırlıyorum. Bununla birlikte büyüdükçe Allah’la ilgili hiçbir zaman cevaplanmamış sorularım olduğunu fark etmeye başlayıncaya kadar hayat karmaşık değildi. Allah kimdi gerçekten? Gökyüzünde süzülerek bizi mi izliyordu? Mahşer gününde günah işleyenlere yapacağını işittiğim şeyleri gerçekten yapacak mıydı? Neden kendimi O’na yakın hissedemiyordum? Neden O’na dua ederken bir şey hissetmiyorum? İsa nasıl çarmıha gerilmiş olabilirdi?

Bir gün büyüyüp olduğum şey olduğunu düşündüğüm her şeyin en temelini, inancımı sorgulayacağımı bilmiyordum. O güne kadar bildiğim her şeyi sorgulamanın peşinde değildim ama Allah beni önce buldu. Hatırlıyorum, daha birkaç yıl önce bir gün, bir arkadaşımla otururken ona çok feci bir şey yapmış birisini neden affettiğini sordum. Bana başka seçeneği olmadığını, Tanrı’nın yapmasını istediği şeyin bu olduğunu söyledi. O zaman bu insanı anlayamadım ve onun bağışlayıcılığını zayıflık olarak nitelendirdim. Zamanla gözlemledikçe onda değişik bir şey olduğunu fark ettim. Bu şeyin ne olduğunu çok merak ediyordum. Tanrı’nın Ruhu’nun benimle olduğunu, bana daha önce hiç görmediğim bir şeyi gösterdiğini, bana Tanrı’nın işaretlerini verdiğini nereden bilebilirdim. İyilik ve merhamet büyürken dudak büktüğüm şeylerdi. Ayrıca bir ruhsal savaşın ortasında olduğumu ve bunu görmezden gelemeyeceğimi de bilmiyordum. O zaman arkadaşım olan kişiye Hıristiyanlık ve İncil hakkında yıllardır merak ettiğim soruları sormaya çekildiğimi hissediyordum ve sorularımı başarıyla çürütemeyeceğine duyduğum güven içinde bu soruları ona yönelttim. Sorduğum ilk şey, “Tanrı’nın bir oğlu olduğunu nasıl söyleyebiliyorsun? Tanrı ne doğurur ne de bir şeyden ya da birinden doğmuştur,” oldu. Doyurucu bir cevap aldım. Sonunda “Oğul”un aslında ne anlama geldiğini anlamıştım. O zaman, “Bozulmuş, bir sürü farklı insan tarafından yazılmış bir kitaba nasıl inanıyorsun? Demek istediğim, Kur’an, başlangıcından beri aynı kaldı, Tevrat da öyle ama bu İncil, uydurma geliyor,” dedim. Arkadaşım sorumu cevapladığında Kutsal Kitap’ın aslında Tevrat’ı da içerdiğini, Eski ve Yeni Ahit’in ne olduğunu ve binlerce el yazmasının yanında Ölü Deniz Parşömenleri’nin de Kutsal Kitap’ın doğruluğunu desteklediğini öğrendim. O zaman başlıca İslami inançlardan birine karşı duyduğum şüpheyi itiraf ettim: İsa’nın çarmıha gerilmediğine inanmıyordum. Buna hiçbir zaman inanmamıştım çünkü inançlar arasında bu kadar ayrılıktan güya Tanrı sorumlu oluyordu. O’nun insanların kafasını karıştıracak bir şey yapması anlamlı gelmiyordu.

Devam eden tartışma ve Allah’la İsa hakkında yeni keşiflerden sonra bunun unutmaya çalışacağım bir sohbet olduğuna karar vermeme rağmen yüreğim bana aksini söylüyordu. Haftalarca öğrendiğim yeni bilgilere kulak asmamaya çalıştım çünkü İslam’a karşı gelmeye korkuyordum. Bu, hayal edebileceğim en büyük günahtı. Rüyalarım bu sırada başladı. Rüyalarımda İsa’yı görmeye başladım; beni olacaklara karşı yönlendiriyor, bana O’nu bilmenin beraberinde getireceği sevinç ve ıstırapları gösteriyordu. Artık hayatımda bir şeyler olmuyormuş gibi yapamıyordum ve ne kadar ürkütücü olsa da bu durum aynı zamanda sevinç ve huzur veriyordu. Araştırmalarımı ve Allah ve İsa’yı tanıma uğraşımı ilerletmeye karar verdim. Bir gece ilk kez, kısmen duanın işe yaramayacağını kanıtlamak için İsa’ya dua ettiğimi hatırlıyorum. O duadan sonra olanlar bir mucizeydi. Tekrar, tekrar dua ettim ve gözlerimin önünde mucizeler gerçekleşiyordu. Nihayet Allah’la bir ilişki kurduğumu ve bunun hayatım boyunca susuzluğunu çektiğim şey olduğunu hissediyordum. Ve giderek daha çok İsa’nın bir peygamberden daha fazlası olduğuna inanmaya başladım. Sonunda İsa’nın aslında İlahi olan olduğunu, Allah’la bir ve Allah’ın Ruhu olduğunu gördüm. O’nun kim olduğunu anlamaya başlamamla birlikte hayatım da çözülmeye başladı. Yaşantım bazılarıyla bugün bile yüzleştiğim meydan okumalar ve özverilerle doluydu; kolay bir yolculuk olmadı. İnancımın içine yerleşmiş kültürümün büyük bölümüne meydan okunuyordu ve ben bununla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. Bazı açılardan bunu çözmek için hâlâ uğraşıyorum. Fakat İsa’nın yanımda olduğunu, beni çok sevdiğini ve O’nu duyacağım günü gördüğünü biliyorum. O, her zaman benim yanımda olacak, benim bunu görmediğim zaman bile. Benim bir fırsata, bu yaşadığımın dışında bir hayata sahip olmamın nedeni O’nun fedakârlığıdır. Nasıl bir sevgi bu? Hâlâ anlamaya çalıştığım bir sevgi. O’nun beni çıkardığı yolculuk için ve İsa Mesih’in hayatımda gerçekten kim olduğunu bilmemi ve anlamamı sağladığı için Allah’a şükran doluyum. Daha çok Müslüman’ın bu yolculuğa çıkması ve Allah’ın her birimize duyduğu sevginin zenginliğini tatması için dua ediyorum.

Daha Fazla İçerik
How Jesus is the Mercy of God
Türkçe