“İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır. Atalarımız bununla Tanrı’nın beğenisini kazandılar. Evrenin Tanrı’nın buyruğuyla yaratıldığını, böylece görülenlerin görünmeyenlerden oluştuğunu iman sayesinde anlıyoruz.” (İbraniler 11:1-3)

Nasıl Daha Fazla İsa Gibi Oluruz, Yani Nasıl Aynı Karakteri Geliştiririz?
Matta 5:3-11’de, İsa, dağda vaaz verir. Oradaki öğretiler Musa’nın yasasını bazı yönlerden yeniler ve onun ötesine geçer, bizim son derece sıradan faaliyetlerimize ve düşüncelerimize meydan okur. Hepimize Tanrı gibi kusursuz olmamız buyurulur ve İsa kusursuzdur. İsa şöyle der:
“Ne mutlu ruhta yoksul olanlara, çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
Ne mutlu yaslı olanlara, çünkü onlar teselli edilecekler.
Ne mutlu yumuşak huylu olanlara, çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.
Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara, çünkü onlar doyurulacaklar.
Ne mutlu merhametli olanlara, çünkü onlar merhamet bulacaklar.
Ne mutlu yüreği temiz olanlara, çünkü onlar Tanrı’yı görecekler.
Ne mutlu barışı sağlayanlara, çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.
Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere, çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.

Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size!”
İman
“İman, umut edilenlere güvenmek, görünmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır. Atalarımız bununla Tanrı’nın beğenisini kazandılar. Evrenin Tanrı’nın buyruğuyla yaratıldığını, böylece görülenlerin görünmeyenlerden oluştuğunu iman sayesinde anlıyoruz. Habil’in Tanrı’ya Kayin’den daha iyi bir kurban sunması iman sayesinde oldu. İmanı sayesinde doğru biri olarak Tanrı’nın beğenisini kazandı. Çünkü Tanrı onun sunduğu adakları kabul etti. Nitekim Habil ölmüş olduğu halde, iman sayesinde hâlâ konuşmaktadır. İman sayesinde Hanok ölümü tatmamak üzere yukarı alındı. Kimse onu bulamadı, çünkü Tanrı onu yanına almıştı. Yukarı alınmadan önce Tanrı’yı hoşnut eden biri olduğuna tanıklık edildi. İman olmadan Tanrı’yı hoşnut etmek olanaksızdır. Tanrı’ya yaklaşan, O’nun var olduğuna ve kendisini arayanları ödüllendireceğine iman etmelidir. İman sayesinde Nuh, henüz olaylarla ilgili olarak Tanrı tarafından uyarılınca, Tanrı korkusuyla ev halkının kurtuluşu için bir gemi yaptı. Bununla dünyayı yargıladı ve imana dayanan doğruluğun mirasçısı oldu. İman sayesinde İbrahim miras alacağı yere gitmesi için çağrılınca, Tanrı’nın sözünü dinledi ve nereye gideceğini bilmeden yola çıktı. İman sayesinde bir yabancı olarak vaat edilen ülkeye yerleşti. Aynı vaadin ortak mirasçıları olan İshak ve Yakup’la birlikte çadırlarda yaşadı. Çünkü mimarı ve kurucusu Tanrı olan temelli kenti bekliyordu. İbrahim, yaşı geçmiş ve karısı Sara kısır olduğu halde, imanı sayesinde vaat edeni güvenilir saydığından çocuk sahibi olmak için güç buldu. Böylece tek bir adamdan, üstelik ölüden farksız birinden gökteki yıldızlar, deniz kıyısındaki kum kadar sayısız torun meydana geldi. Bu kişilerin hepsi imanlı olarak öldüler. Vaat edilenlere kavuşamadılarsa da bunları uzaktan görüp selamladılar, yeryüzünde yabancı ve konuk olduklarını açıkça kabul ettiler. Böyle konuşanlar bir vatan aradıklarını gösteriyorlar. Ayrıldıkları ülkeyi düşünselerdi, geri dönmeye fırsatları olurdu. Ama onlar daha iyisini, yani göksel olanı arzu ediyorlardı. Bunun içindir ki, Tanrı onların Tanrısı olarak anılmaktan utanmıyor. Çünkü onlara bir kent hazırladı. İbrahim sınandığı zaman imanla İshak’ı kurban olarak sundu. Vaatleri almış olan İbrahim biricik oğlunu kurban etmek üzereydi. Oysa Tanrı ona, ‘Senin soyun İshak’la sürecek’ demişti. İbrahim, Tanrı’nın ölüleri bile diriltebileceğini düşündü; nitekim İshak’ı simgesel şekilde ölümden geri aldı. İman sayesinde İshak, gelecek olaylarla ilgili olarak Yakup’la Esav’ı kutsadı. Yakup ölürken iman sayesinde Yusuf’un iki oğlunu da kutsadı, değneğinin ucuna yaslanarak Tanrı’ya tapındı. Yusuf ölürken iman sayesinde İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkacağını anımsattı ve kemiklerine ilişkin buyruk verdi. Musa doğduğunda annesiyle babası onu imanla üç ay gizlediler. Çünkü çocuğun güzel olduğunu gördüler ve kralın fermanından korkmadılar. Musa büyüyünce iman sayesinde firavunun kızının oğlu olarak tanınmayı reddetti. Bir süre için günahın sefasını sürmektense, Tanrı’nın halkıyla birlikte baskı görmeyi yeğledi. Mesih uğruna aşağılanmayı Mısır hazinelerinden daha büyük zenginlik saydı. Çünkü alacağı ödülü düşünüyordu. Kralın öfkesinden korkmadan imanla Mısır’dan ayrıldı. Görünmez Olan’ı görür gibi dayandı. İlk doğanları öldüren melek İsrailliler’e dokunmasın diye Musa imanla, Fısıh kurbanının kesilmesini ve kanının kapılara sürülmesini sağladı. İman sayesinde İsrailliler karadan geçer gibi Kamış Denizi’nden geçtiler. Mısırlılar bunu deneyince boğuldular. İsrailliler yedi gün boyunca Eriha surları çevresinde dolandılar; sonunda imanları sayesinde surlar yıkıldı. Fahişe Rahav casusları dostça karşıladığı için imanı sayesinde söz dinlemeyenlerle birlikte öldürülmedi. Daha ne diyeyim? Gidyon, Barak, Şimşon, Yiftah, Davut, Samuel ve peygamberlerle ilgili olanları anlatsam, zaman yetmeyecek. Bunlar iman sayesinde ülkeler ele geçirdiler, adaleti sağladılar, vaat edilenlere kavuştular, aslanların ağzını kapadılar. Kızgın ateşi söndürdüler, kılıcın ağzından kaçıp kurtuldular. Güçsüzlükte kuvvet buldular, savaşta güçlendiler, yabancı orduları bozguna uğrattılar. Kadınlar dirilen ölülerini geri aldılar. Başkalarıysa salıverilmeyi reddederek dirilip daha iyi bir yaşama kavuşma umuduyla işkencelere katlandılar. Daha başkaları alaya alınıp kamçılandı, hatta zincire vurulup hapsedildi. Taşlandılar, testereyle biçildiler, kılıçtan geçirilip öldürüldüler. Koyun postu, keçi derisi içinde dolaştılar, yoksulluk çektiler, sıkıntılara uğradılar, baskı gördüler. Dünya onlara layık değildi. Çöllerde, dağlarda, mağaralarda, yeraltı oyuklarında dolanıp durdular. İmanları sayesinde bunların hepsi Tanrı’nın beğenisini kazandıkları halde, hiçbiri vaat edilene kavuşmadı. Bizden ayrı olarak yetkinliğe ermesinler diye, Tanrı bizim için daha iyi bir şey hazırlamıştı.” (İbraniler 11:1-40)
İman Nedir?
İman, Tanrı’ya güvenmektir – O’nun bizi sevdiğine ve bizim için en iyi olanı bildiğine inanmaktır. Bu nedenle bizi kendimizinki yerine O’nun yolunu seçmeye yönlendirir. Kendi cehaletimiz yerine O’nun bilgeliğini, kendi zayıflığımız yerine O’nun kuvvetini, kendi günahkârlığımız yerine O’nun doğruluğunu kabul ederiz. Hayatlarımız zaten O’nundur, biz zaten O’na aidiz; iman, O’nun sahipliğini tanır ve kutsamasını kabul eder. Hakikat, dürüstlük, saflık hayattaki başarının sırları olarak gösterilmiştir. Bizi bu prensiplerin sahibi haline gelmemizi sağlayan imandır.

Her iyi dürtü ya da istek Tanrı’nın armağanıdır; iman Tanrı’dan tek başına hakiki büyümeyi ve verimliliği üretebilen yaşamı alır.

İman çalışması son derece yalın hale getirilmelidir. Tanrı’nın her vaadinin koşulları vardır. O’nun iradesini yerine getirmeye istekli olduğumuzda O’nun bütün kuvveti bizimdir. Vaat ettiği armağan her ne ise, vaadin kendisinin içindedir. “Tohum Tanrı’nın sözüdür.” (Luka 8:11) Meşenin palamudun içinde olduğu ne kadar kesinse, Tanrı’nın armağanının da O’nun vaadinin içinde olduğu o kadar kesindir. Vaadi aldığımızda armağana da sahibizdir.

Tanrı’nın armağanlarını almamızı sağlayan imanın kendisi bir armağandır, bir ölçüye kadar her insana verilir. Tanrı’nın sözünü sahiplenmeye yönelik çalıştırıldığında büyür. İmanı kuvvetlendirmek için onu sık sık sözle temas ettirmemiz gerekir.

Hayatın küçük meselelerinde de büyük olaylarda olduğu kadar imana ihtiyaç duyulur. Gündelik uğraşlarımızın ve meşguliyetlerimizin hepsinde Tanrı’nın destekleyici kuvveti, daimi bir güven yoluyla bizim için gerçek olur.

.

Daha Fazla İçerik
Esinleme
Türkçe