Kutsal İncil

Esinleme

Esinleme
Ansiklopedik sözlük Lisânü’l Arab, “esinleme” kavramını “kaynak, yazı, mesaj, telkin etmek ve saklı kelimeler… ve başkalarına iletilen her şeyin…”
kullanıldığı bir dil olarak tanımlar. Ancak usulen vahyin bazı tanımları iki bölüme ayırılabilir:

1 - Esinlenen içeriğe göre; böylelikle anlamı Tanrı’nın elçilerine sözü olan vahye göredir.

2 - Bir esinleme eylemi ve esinlenmek için kullanılan yol olarak tanımlanmıştır.

Kur’an üç esinleme biçimini Şûra Suresi 42:51’de şöyle tarif eder: “Hiçbir beşer için mümkün değildir ki, Allah onunla şu yollar dışında konuşsun: Vahiyle yahut perde arkasından yahut bir elçi gönderip de kendi izniyle dilediğini bildirmesi şeklinde. Yüceler yücesi O’dur; hüküm ve hikmet sahibi O’dur.”

1 - Kurtubi ve İbn Kesir’in tefsirlerinde yazdığına göre öncelikli Vahiy ya da Esinleme yöntemi, fikri onların yüreklerine ve zihinlerine düşürmek veya üfürmek, başka bir deyişle onları esinlemek suretiyle Tanrı’nın Elçilerine ulaştırdığı sözüdür. Hz. İbrahim Halilullah’ın gördüğü (Saffât Suresi 102) rüya, Avram tarafından Tanrı’dan bir vahiy olarak kabul edilmiştir.

2 - İkinci yöntem, Tanrı’nın sözünü elçilerine bir perde arkasından bildirmesidir ve Tanrı’nın Musa’yla konuştuğu hikâyenin anlamı, Musa’nın sesi duyabilmesi ama Tanrı’yı görememesidir. Böyle bir vahiy biçimi yalnızca Musa Peygamber’le kullanılmıştır. A’raf Suresi 143’te Musa Tanrı’yı görmek ister ama Tanrı ona bunun imkânsız olduğunu söyler.

3 - Üçüncü Vahiy ya da Esinleme yöntemi ise Tanrı’nın peygamberlere kendi dilediği şekilde bir elçi göndermesidir, burada elçi Tanrı’nın bir meleğidir. İslam Peygamberi bu şekilde vahiy almıştır, anlaşıldığına göre vahiy harf harf inmiştir. Tanrı, elçisini bir melek biçiminde ya da Peygamber’i gören bir insan biçiminde gönderir. Melek Cebrail, Dıhye Bin Halife El Kelbi olarak bilinen bir insan biçiminde görünürdü. Yahut melek görünmez bir şekilde, ürperten bir çan sesi biçiminde inerdi.

Birinci yöntem, Kutsal Kitap’a ait esinleme biçimini, fikri peygamberlerin ve elçilerin kalplerine ve zihinlerine düşürmek ya da üfürmek yoluyla indirilen vahyi tarif eder. “Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.” (2. Timoteos 3:16-17)


Bozulma (Tahrif)

Kutsal Kitap Tahrif Edilmiş ya da Saptırılmış mıdır?

Allah sizin ettiğiniz küfrü affeder إستغفر الله.

Hucurât Suresi 49:6: “Ey iman sahipleri! Özü-sözü bozuk birisi size bir haber getirdiğinde, hemen araştırıp inceleyin/delil arayın! Yoksa bilgisizlikle bir topluluğu suçlar da yapmış olduğunuza pişmanlık duyar hale gelirsiniz.”

“يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَإٍ فَتَبَيَّنُوا أَن تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ فَتُصْبِحُوا عَلَى مَا فَعَلْتُمْ نَادِمِينَ” (سورة الحجرات 49: 6)
Kim demiş Kur’an kendisiyle çelişiyor diye… çünkü Kur’an şöyle der:

En’am Suresi 6:34: “Allah’ın kelimelerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur.” “Allah’ın kelimelerini (ve buyruklarını) değiştirebilecek hiç kimse yoktur.” “ولا مبدل لكلمات الله ” En’am Suresi 6:115: “Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi işiten, en iyi bilendir O.” “ وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَب كَ صِدْقًا وَعَدْلًً لًَّ مُبَ دلَ لِكَلِمَاتِهِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ”

Yûnus Suresi 10:64: “Allah’ın kelimelerinde değişme/değiştirme olmaz.”“ لًَ تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللّ ”

Bununla birlikte bazıları “Tanrı’nın Sözü” olan Kutsal Kitap’a eklemeler ve çıkarmalar yapıldığına inanır.

Hicr Suresi 15:9: “Hiç kuşkusuz, o zikiri/Kur’an’ı biz indirdik, biz; her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz.”

“إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ” (الحجر 15: 9)

1 - Tora/Tevrat

Kur’an, Tora/Tevrat kelimesini 18 yerde kullanır ve onun Tanrı’nın Sözü olduğunu doğrular. İlk Kur’an yorumcularından biri olan Taberi, Yahudilerin başvurduğu Tevrat’tan “bugün sahip oldukları Tevrat” diye bahseder.

Bakara Suresi 2:53: “İyiye ve güzele yol bulursunuz ümidiyle Mûsa’ya kitabı ve furkanı/hakla bâtılı ayıran metni vermiştik.”

“وَإِذْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ” Ahkaf Suresi 46:12: “Halbuki ondan önce, bir önder ve bir rahmet olarak Mûsa’nın kitabı var! Bu Kur’an da öncekileri tasdikleyen bir kitaptır. Zulmedenleri uyarsın, güzel davrananlara müjde olsun diye Arap dilindedir.”

وَمِن قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسَىٰ إِمَامًا وَرَحْمَةً وَهَٰذَا كِتَابٌ مُّصَدِّقٌ لِّسَانًا عَرَبِيًّا لِّيُنذِرَ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَبُشْرَىٰ لِلْمُحْسِنِينَ

2 - Zebur (Mezmurlar)

The Qur’an mentions the word Zabur (Psalms) 3 times. (Nisa Suresi 4:163, İsrâ Suresi 17:55, Enbiya Suresi 21:105)

Nisa Suresi 4:163: “Biz, tıpkı Nûh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da (Muhammed) vahyettik. … Dâvud’a da Zebur’u verdik.” Kur’an, Mezmurlar’ın Tanrı tarafından vahyedildiğini vurgular.

Enbiya Suresi 21:105: “Yemin olsun, zikirden sonra Zebur’da şunu yazmıştık: الذكر) Yeryüzüne benim iyilik ve barış seven kullarım vâris olacaktır.””.

Bu alıntı dosdoğru Mezmur 37:11’dendir. "Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak,derin bir huzurun zevkini tadacak.”

3 - İncil (Müjde)

Kur’an’da İncil (Müjde) kelimesinden 12 yerde bahsedilir.

Âli İmran Suresi 3:3-5: “O, sana Kitap’ı, önündekileri tasdikleyici olarak hak bir yoldan indirdi. Tevrat’ı ve İncil’i de indirmişti. Daha önce insanlara bir yol gösterici olarak Furkan’ı da indirdi… Gerçek şu ki, gökte ve yerde hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”

نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَ قِ مُصَ دقًا لِ مَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنزَلَ التَّوْرَاةَ وَالِْْنجِيلَ مِن قَبْلُ هُدًى للنَّاسِ وَأَنزَلَ الْفُرْقَانَ … إِنَّ اللََّّ لًَ يَخْفَىٰ عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الَْْرْضِ وَلًَ فِي السَّمَاءِ

Mâide Suresi 5:46-47: “Ardından, o peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Tevrat’tan yanında bulunanı doğruluyordu. Ona İncil’i verdik. Hidayet ve ışık vardı onda. Tevrat’tan yanında olanı tasdikleyici idi. Doğruya ve güzele kılavuzdu, takvaya sarılanlara bir öğüt. İncil bağlıları Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsinler. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler sapıkların ta kendileridir.”

Mâide Suresi 5:68-69: “Ey Ehlikitap! Siz, Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni tam uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz… Şu bir gerçek ki, iman edenler, Yahudiler, Sâbiîler ve Hıristiyanlardan Allah’a ve âhiret gününe inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapanlar için korku yoktur. Tasalanmayacaklardır onlar.”

Sonuç olarak Kur’an, Kutsal Kitap hakkında ne söylüyor… Kutsal Kitap’ı kim değiştirdi? Ne zaman? Niçin? Nasıl? Ve Nerede?

Bazıları Tevrat ve Zebur’un bugün hem Yahudilerin hem de Hıristiyanların kullandığı aynı kitap olduğunu, bu yüzden Yahudilerin ve Hıristiyanların imkânsız olan değişimi yapmak üzere anlaşmaları gerektiğini unutuyor. Bazı Hıristiyanlar inançlarının bedelini hayatlarıyla ödediler ve siz, onların bozulmuş bir şey için mi öleceklerini sanıyorsunuz? Bu imkânsız…

Kim daha güçlüdür, Tanrı mı yoksa insanlar mı? Kur’an Tevrat, Zebur ve Müjde’yi Allah’ın indirdiğini ve Allah’ın kelimelerinin değiştirilemeyeceğini, bozulamayacağını ya da yerlerine başka şeyler konulamayacağını söylemiyor mu?

Eğer Allah Tevrat, Zebur ve İncil’in değiştirilmesine izin verseydi ve onları koruyamasaydı Kur’an’ı kim koruyacaktı?


Kutsal İncil’in Değiştirilmesi Üzerine Kur’an’da Yazılanlar

Fahreddin Razi tefsirinde şöyle der: “Tahrif kelimesi değiştirmek, başkalaştırmak, herhangi bir şeyi hakikatinden saptırmak demektir. Kelime genel olarak bu anlamda kullanılır ama bu ifade Kutsal Yazılar’la ilişkili kullanıldığında, yaygın olarak kabul edilmiş haliyle, Tanrı’nın sözünün gerçek ve orijinal anlamında ve niyetinde kasıtlı bir değiştirmeyi ima ettiği anlaşılır.”

İki tür tahrif vardır: lafzî tahrif, تحريف لفظي أو تحريف اللفظ (metinde bozulma) ve mana tahrifi, تحريف معنوي أو تحريف المعنى (anlamda bozulma).

İlk Kur’an yorumcularının çoğu gibi Muhammed de Yahudileri sadece mana tahrifiyle suçlamıştır. Tevrat’ta belli konular üzerine verilen öğreti sorgulandığında Yahudileri yanlış yorumlayarak veya hakikati saklı tutarak kendi Kutsal Yazılarının anlamını değiştirmekle itham ettiler. Bu fikirle ilgili pek çok ayet vardır…


Ayet # 1: Bakara 2:75

Kur’an’ın ilk pasajı sıklıkla aynı insanlar tarafından alıntılanır.

“Bunların içlerinden bir fırka vardır ki, Allah’ın kelamını dinliyorlar, sonra onu, akletmelerinin ardından, bilip durdukları halde tahrif ediyorlardı.” Beydavi, bu pasaj üzerine yorumunda saptırmanın, “Tanrı’nın Peygamberi’nin tanımı ya da taşlama ayeti veya ona dayanarak yapılan yorum gibi” konularla ilgili olduğunu söyler,

كَنَعْتِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَآيَةِ الرَّجْمِ أَوْ تَأْوِيلَهُ فَيُفَسِّرُونَهُ بِمَا يَشْتَهُونَ

“çünkü onu kendi arzularına göre yorumlamayı alışkanlık edinmişlerdi.”

Bu pasajla ilgili olarak Seyyid Ahmed de şunları söyler: “ ‘Allah’ın kelamını dinliyorlar, sonra onu, akletmelerinin ardından, bilip durdukları halde tahrif ediyorlardı’ cümlesi suçlamanın yalnızca okuduğunu sözle yorumlamaya yönelik olduğunu, metinde yazılı kelimelerin değiştirilmediğini gösterir.”

Bunun pasajın gerçek anlamı olduğu Peygamber’in sözlerinde de açıktır; çünkü Yahudiler Kutsal Yazılar’ının esas metnini değiştirmiş olsalardı, Peygamber’in Musa’nın takipçileriyle arasında çatışmaya neden olan meseleleri çözmek amacıyla o bozulmuş Kutsal Yazılar’a başvurması olanaksızdı. Yahudilerin bu şekilde Müslümanları kolayca yanlış yönlendirmesi ve oyuna getirebilmesi Buhari tarafından kayda geçmiş şu olaydan da anlaşılabilir:

روى أبو هريرة قال كان أهل الكتاب يقرأون التوراة بالعبرانية ويفسرونها بالعربية لأهل الإسلام

“Rivayet edildiğine göre Ebu Hureyre, ‘Ehlikitap’ın Tevrat’ı İbranice okuduğunu ve Müslümanlara Arapça açıkladıklarını söylemiştir.” Bu koşullar altında, Yahudilerin alıntı yapılan pasajlara yanlış yorumlar getirmelerinden daha kolay hiçbir şey olamazdı.

Bununla birlikte, bitirmeden önce, bahsedilmesi gereken bir pasaj daha var. Kutsal Kitap’taki tahrifi kanıtlamak için kimi zaman Kur’an’dan alıntılanan başka bir pasaj da şudur:

Bakara 2:42

وَلاَ تَلْبِسُواْ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُواْ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

“Hakkı bâtılla/saçmalık ve tutarsızlıkla kirletmeyin. Bilip durduğunuz halde gerçeği gizliyorsunuz.”

Ünlü tefsiri Kebir’de Fahreddin er-Razi bu ayet üzerine şu yorumda bulunur:
عن ابن عباس أنهم كانوا يحرفون ظاهر التوراة والإنجيل، وعند المتكلمين هذا ممتنع، لأنهما كانا كتابين بلغا في الشهرة والتواتر إلى حيث يتعذر ذلك فيهما، بل كانوا يكتمون التأويل

“İbn Abbas’tan gelen bir rivayete göre Tevrat ve İncil’in metnini değiştiriyorlardı ama âlimlerin görüşüne göre bu imkânsızdı çünkü kuşaktan kuşağa aktarılmış olan o Kutsal Yazılar çoğunluk tarafından yaygın şekilde bilindiği için böyle bir tahrif imkânsızdı; daha ziyade anlamını gizliyorlardı.”

Buradan da anlaşılacağı gibi Kur’an’da Yahudilerin Kutsal Kitap’ın mevcut içeriğinde kasten değişiklik yaptıklarına dair bir suçlamada hiçbir zaman bulunulmadığı açıkça kanıtlanmıştır. Yapılan tek suçlama, yanlış yorumlarla anlamın değiştirilmesi ya da belli bölümlerin saklanmasıyla hakikatin gizlenmesine yönelikti. Hıristiyanlarla ilgili olarak, Kur’an’ın tamamında, İsa’nın takipçilerini mana tahrifiyle bile suçlayan tek bir yer yoktur. Bu bazen gözden kaybedilen ve bizim burada Müslüman okurun dikkatini çekmek istediğimiz bir noktadır; çünkü bazı Medineli Yahudilerin kendi Tevrat nüshalarını değiştirdikleri ispatlansa bile –görüldüğü gibi kanıtlanması imkânsız bir şey– bütün dünyadaki tüm Yahudilerin birlik olup kendi nüshalarında aynı değişiklikleri yapmalarının mümkün olduğunu kim söyleyebilir ki? Böyle bir varsayımda bulunmak için inanılmaz saf olmak gerekir. Dahası Yahudilerin Tevrat nüshalarından Muhammed’in gelişiyle ilgili bazı kehanetleri çıkardıkları varsayılsa bile, nasıl olur da o kehanetler Hıristiyanların elindeki nüshalarda bulunmaz? Yahudilerle Hıristiyanlar arasında daima amansız bir husumet olduğu çok iyi bilinir, bu nedenle Kutsal Yazılar’ın tahrif edilmesiyle ilgili böyle bir meselede aralarında gizli bir anlaşma olması mutlak surette imkânsızdır. Varılan sonuç açıktır: Böyle bir tahrif hiç gerçekleşmemiştir.


Ayet #2: Âli İmran 3:78

Tevrat’taki tahrifi kanıtlamak için zaman zaman alıntılanır:

وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُونَ أَلْسِنَتَهُم بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِندِ اللّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِندِ اللّهِ

“Onlardan bir zümre vardır, aslında kitaptan olmayan bir şeyi siz kitaptan sanasınız diye, dillerini kitapla eğip bükerler. O, Allah katında olmadığı halde, ‘Bu, Allah katındandır’ derler.”

Tek başına dikkatli bir okuma bile en önyargılı kişiyi burada Tevrat’ta yazılı kelimelerin değiştirilmesine yönelik bir suçlama bulunmadığına ikna etmeye yetecektir. Dili “eğip bükmek” ifadesinin Kutsal Kitap’ı okurken ya da anlatırken yapılan sözel değişikliklerle ilgili olduğu açıktır. Ünlü müfessir İbn Abbas bu bölüm üzerine yorumunda şöyle der:

يقولون على الله الكذب وهم يعلمون أنه ليس ذلك في كتابهم

“Tanrı’ya karşı yalan konuşurlar, üstelik söyledikleri şeyin kitaplarında yazmadığını bilirler.”

İbn Abbas, bazı Yahudilerin önlerinde açık duran kitapta yer almayan belli kelimeleri veya cümleleri Tevrat okumalarına yanlış bir şekilde eklemeyi alışkanlık edindiğini belirtir. Böylece söz konusu değişiklik her ne ise, Kutsal Kitap’ın yazılı metninde değil sözlü okunmasında yapıldığını açıklığa kavuşturur.

Celaleddin El-Mahalli ve Celaleddin Es-Suyuti’nin birlikte yazdığı Celâleyn Tefsiri’nde bu bölüm üzerine şöyle yazar:

“Okurken yerinden oynatırlar.”

Burada rivayet tefsiri Ed-Dürrü’l Mensur’un âlim yazarı Celaleddin Suyuti’nin aşağıdaki bölümle ilgili görüşlerini aktarmak iyi olabilir:

وأخرج اِبْنُ الْمُنْذِرِ وَابْنُ أَبِي حَاتِمٍ عَنْ وَهْبِ بْنِ مُنَبِّهٍ قَالَ: إِنَّ التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ كَمَا أَنْزَلَهُمَا اللَّهُ لَمْ يُغَيَّرْ مِنْهُمَا حَرْفٌ وَلَكِنَّهُمْ يَضِلُّونَ بِالتَّحْرِيفِ وَالتَّأْوِيلِ وَالكُتُبٍ كَانُوا يَكْتُبُونَهَا مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِهِمْ، وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ، فَأَمَّا كُتُبُ اللَّهِ تَعَالَى فَإِنَّهَا مَحْفُوظَةٌ لَا تُحَوَّلُ

“İbnü’l Münzir ve İbn Ebi Hatim’in Vehb bin Münebbih’ten rivayetle anlattığına göre Tevrat ve İncil’de Tanrı tarafından indirilmiş olandan tek bir kelime dahi değiştirilmemiştir, ancak Yahudiler anlamı değiştirerek ve tahrif ederek insanları yoldan çıkarırlardı. Ayrıca kendileri kitaplar yazar, Tanrı’dan olmadığı halde “Tanrı’dandır” derlerdi. Ancak Tanrı’nın (gerçek) Kitapları değişiklikten korunmuştu ve tahrife uğramamışlardı.”


Ayet #3: Âli İmran 3:71

Tevrat’ta tahrifat olduğu suçlamasını desteklemek için Kur’an’dan bazen alıntılanan başka bir ayet de budur:
يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

“Ey Ehlikitap! Neden hakkı bâtılla kirletiyorsunuz ve bilip durduğunuz halde gerçeği gizliyorsunuz?”

Peygamberin hayatını anlatan büyük yazar İbn Hişam, bu ayetin “indirilme” olayını bizim için kaydetmiştir ve bunu yaparken ayetin Kutsal Kitap’taki tahrifatı gösterdiğini iddia edenlerin görüşünü tümüyle çürütmüştür. Şöyle yazar:

“Abdullaf bin bin Dayf, Adi bin Zeyd ve Haris bin Auf birlikte şöyle konuştular: ‘Gelin, sabah Muhammed ve sahabelerine indirilene inanalım ama akşam ondan kuşku duyalım ki dinlerini onlara karman çorman edelim, böylece bizim davrandığımız gibi davransınlar ve dinlerinden dönsünler.’” O zaman Yüce Tanrı, onlarla ilgili bu kelimeleri gönderdi: “Ey Ehlikitap! Neden hakkı bâtılla kirletiyorsunuz ve bilip durduğunuz halde gerçeği gizliyorsunuz?”

İbn Hişam’ın bu sözlerinden üzerinde konuştuğumuz bölümün Kutsal Kitap’la hiçbir ilgisinin olmadığı açıktır. Ayet, Müslümanları inançlarından saptırmak için sabah Muhammed’e ve Kur’an’a inanıyormuş gibi yapıp asıl meseleyi gizleyen ve gerçek niyetlerini yalanla “örten” ama akşam Muhammed’e duydukları inancı açıkça inkâr eden bazı yalancı Yahudileri ima eder.

Yukarıda alıntılanan ileri gelen Müslüman tefsircilerin yorumlarından, Kur’an’da lafzî tahrif suçlamasında bulunulmadığı fazlasıyla açıktır. Kanıtlanan tek şey bazı Arap Yahudilerinin Müslüman dinleyicilerinin cehaletinden yararlanıp onları kendi Kutsal Yazılarının belli bölümlerinin gerçek anlamı konusunda yanlış yönlendirmek olduğudur. O Kutsal Yazılar İbranice yazılmıştı ve Müslümanların kavrayabilmesi için Arapçaya tercüme edilmeleri gerekiyordu. Bu sayede Kutsal Kitap’ta yazılanları sözlü olarak tahrif etmek ya da yanlış yorumlamak için her türlü fırsat mevcuttu. Bununla birlikte Yahudilerin taşlama ayetini Tevrat’tan çıkardıklarına dair hiçbir suçlamada bulunulmadı. Gerçekten de o ayet bugün de yerinde duruyor: Yahudilerin Kutsal Yazılarını sadakatle koruduklarını gösteren sessiz bir tanık.


Ayet #4: Nisa 4:46

Kelimelerin yerlerini değiştirdiklerine dair Yahudilere yöneltilen benzer bir suçlama da buradan kaynaklanır. Şöyle yazılmıştır:

مِّنَ الَّذِينَ هَادُواْ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَاعِنَا لَيًّا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِي الدِّين

“Yahudilerden öyleleri var ki, kelimeleri yerlerinden kaydırırlar; din içinde sövgüler üreterek, dillerini eğip-bükerek: ‘Dinledik, isyan ettik; dinle, dinlenmez olası, davar güder gibi güt bizi’ derler.”

Mevcut Kur’an tefsirlerine başvurulduğunda bu ayetin de bir önceki gibi Yahudi Kutsal Yazılarında herhangi bir lafzî tahrifatın bulunduğuna dair hiçbir kanıt içermediği çok açık bir şekilde görülecektir. Aksine burada konuşulan “kelimeler”in Muhammed’in sözleri olduğu belirtilmektedir! Örneğin, Celaleddin El-Mahalli ve Celaleddin Es-Suyuti birlikte yazdıkları ünlü Kur’an tefsirinde bazı Yahudilerin Muhammed’le eğlenmek için insanlar arasında yaygın şekilde kullanılan belli selamlamaları bozduklarını anlatır. Peygamber’e gelip ال سلام عليك “selamünaleyküm, selamet üzerine olsun” demek yerine ال سام عليك “felaket üzerine olsun” diyorlardı. Bu şekille dilleriyle kafa karıştırıyorlardı. İmam Fahreddin er-Razi daha da ayrıntı vererek Yahudilerin Muhammed’e gelip bazı sorular sorduklarını ama yanından ayrıldıktan sonra onun öğrettiği kelimeleri bozduklarını söyler.

Yorumcuların bu görüşlerinden Kutsal Kitap’daki bozulmayı kanıtlamak amacıyla alıntılanan yukarıdaki ayetin, kitapla hiçbir ilgisinin olmadığı ama Yahudilerin Muhammed’in sözlerini eğip bükme çabasını ima ettiği açıktır; bazı cahil Müslümanların Kur’an’ın öğrettikleriyle ilgili kolayca yanılgıya düştüklerini gösteren çarpıcı bir örnek.


Ayet #5: Mâide 5:13

Kutsal Kitap metninde tahrifat yapıldığı suçlamasını desteklemek amacıyla en sık alıntılanan ayetlerden birinde şöyle der:

“Sonunda, verdikleri mîsakı bozdukları için onları lanetledik de kalplerini kaskatı yaptık. Kelimeleri yerlerinden kaydırıyorlar. Öğütlenmek üzere çağırıldıkları şeyden nasiplenmeyi unuttular…”

يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ

Tefhimu’l Kur’an Tefsiri: “Sözlerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.”

“Kelimelerin yerlerini değiştirirler.” Buhari bu konuda şöyle der:

“Değiştirirler, yani çıkarırlar, ancak Tanrı’nın Kitabı’ndan tek bir kelimeyi bile çıkarabilecek hiç kimse yoktur, ama değiştirirler, yani anlamı değiştirirler.”

İbn Kesir Tefsiri’nde şöyle der: “Şöyle ki, anlamı kaybettirdiler ve Allah’ın ayetlerinde yanlış kullandılar ve O’nun kitabını bildirmediği şekilde açıkladılar ya da anlamı değiştirdiler, anlamı maksadından uzaklaştırdılar ve söylemediği şeyi ona yüklediler, Allah korusun… Şöyle ki: Ona göre iş yapmayı bıraktılar.”


İbn Hazm ve Kutsal Kitap’ın Tahrif Edilmesi

Eğer Kur’an, Kutsal Kitap’ın tahrif edildiğini doğrulamıyorsa, o zaman bu suçlamayı kim ve neden başlattı? Aslında çoğu Müslüman:

1. Bu suçlamanın hikâyesini bilmez.

2. Bu suçlamanın teolojik ve tarihsel içerimlerini hiç düşünmemiştir.

İbn Hazm, MS 11. yüzyılda Kutsal Kitap’ın Tahrifi Doktrini’ni öne süren ilk Müslüman’dı. Dolayısıyla İslam tarihinin ilk dört yüzyılında bu doktrin yoktu. Bu durum, noktasına virgülüne kadar dümdüz bir okumayla Kur’an’ın söyledikleriyle uyumludur: “O, kendinden öncekinin tasdiki ve [önceki] Kitap’ın ayrıntılı kılınmasıdır.” (Yûnus Suresi 10:37)

Bununla birlikte İbn Hazm, Kur’an’ın bildirdiği standartı karşılamadığını fark etti:

İbn Hazm, Kur’an ve İnciller arasındaki çelişkileri gördü. Kur’an’daki belirgin bir örnek şudur: “Oysaki onu öldürmediler, onu asmadılar da…” (Nisa Suresi 4:157) “Kur’an’ın doğru olması gerektiğinden” İbn Hazm, “yanlış olan çelişkili İncil metinleri olmalı,” diye iddia etti. “Ancak Muhammed bize İncil’e saygı göstermemizi söyler. Bu nedenle mevcut metin Hıristiyanlar tarafından tahrif edilmiş olmalı.” İddiası tarihi gerçeklere değil sadece kendi muhakemesine ve Kur’an’ın doğrusunu koruma isteğine dayanıyordu.

İbn Hazm’ın tartışması, onu bu suçlamayı sürdürmekten alıkoyabilecek hiçbir şeyin olmaması üzerine kuruluydu; görünüşe göre karşı tarafa saldırmanın en kolay yolu buydu. “Eğer onların kitaplarının yalan söylediğini kanıtlarsak onlardan edindikleri iddiaları kaybederler.” (İbn Hazm, Kitâbü’l-fasl fi’l-milel ve’l-ehvâ’ ve’ni-nihal)

Bu onu şu şüpheli ifadeye götürdü: “Hıristiyanlar Allah’ın onlara karşı kanıt olarak dokunmadığı birkaç iz dışında vahiy olunmuş İncil’i kaybettiler.”

Ondan sonra gelen yazarlar da aynı mantığı yürüttü, hatta onu genişlettiler ve süslediler. O zamandan beri de bu iddia Müslüman apolojetiğinin değişmeyen içeriği haline geldi.

Tanrı, kendi sözünü tahriften koruyamayacak durumda olsaydı ya da bunu yapmayı istemeseydi o zaman O, Tanrı değildir. Eğer kendi sözünü tahriften koruyamadıysa o zaman O, Her Şeye Gücü Yeten değildir ve bu nedenle Tanrı da değildir. Eğer Tanrı kendi sözünü tahriften korumayı istemediyse o zaman O’nun Gerçeklik ve Değişmezlik özelliklerine gölge düşer ve O, Tanrı değildir.

Bu doktrinin tarihi içerimleri çok büyüktür. Kutsal Kitap, antik çağın açık farkla en iyi kanıtlanmış kitabıdır. El yazması kanıtları başka antik yazılardan çok daha güçlüdür.

Müslümanların Kutsal Kitap’ın metninde değişiklik yapıldığına ilişkin iddiası, ilk Müslümanların yazılarında fazla destek bulmaz. Aksine ilk Müslüman polemikçilerin çoğunluğunun (hepsi değilse bile) önceki kutsal yazıların metninin, en azından İbrani Kutsal Kitabı’nın, bozulmadan kaldığına inandıkları açıktır.

Geçmişte İbn Hazm gibi bazı Müslümanların (ve bugün birçoğunun) Kutsal Yazılar’ın bozulduğunu iddia etmelerinin açık nedeni, Kutsal Kitap’ın mesajının Kur’an’ın iddialarının düpedüz tersi olmasıdır. Başka bir deyişle, Kutsal Kitap ve Kur’an, ikisinin birden doğru olamayacağını gösteren kilit, temel konularda birbiriyle çelişir. İkisi de yanlış olabilir ama ikisi de aynı Tanrı’dan olamaz. Dolayısıyla Müslümanlar için ikilem oldukça açıktır çünkü Kutsal Kitap’ın Tanrı’nın korunmuş Sözü olduğunu kabul etmek, hem Kur’an’ı hem de Muhammed’i reddetmek anlamına gelir. Ancak Kutsal Kitap’a saldırmak Kur’an’ı ve önceki kutsal yazıların yetkinliğini, geçerliliğini ve gerçekliğini teyit eden en eski Müslüman kaynakları itibarsızlaştırmaktır.

İbn Hazm’ın Kutsal Kitap’taki tahrife ilişkin suçlaması hiçbir anlam ifade etmez. Dürüst Müslümanlar tarafından reddedilmesi gerekir. Bu iddianın nedeni şu hassas soruyu cevaplama çabasıydı: Kur’an ve Kutsal Kitap’ın en önemli doktrinlerde fikir ayrılığına düşmelerinin gerçek nedeni nedir?


İsa Mesih Zamanında Tevrat’ın Doğru Olduğunu Gösteren Kur’an Ayetleri

1. Meryem Suresi 19:12, orta dönem Mekke Hicri 7.
Tanrı der ki: “‘Ey Yahya! (Vaftizci Yahya) Kitabı kuvvetle tut.’ Biz ona daha sabi iken hikmet verdik.”
2. Âli İmran Suresi 3:48, Hicri 2-3.
Melek Cebrail, Meryem’e doğumundan önce İsa’dan bahseder ve şöyle der: “(Tanrı) Ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek.”
3. Tahrîm Suresi 66:12, Hicri 7.
“…Ve o (İsa’nın annesi Meryem), Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdikledi de içten bağlananlardan oldu.”
4. Âli İmran Suresi 3:50, Hicri 2-3.
İsa der ki: “Tevrat’tan önümde bulunanı doğrulayıcıyım. Size haram kılınmış olanın bir kısmını size helal yapacağım.”
5. Saff Suresi 61:6, Hicri 3.
“Meryem oğlu İsa’nın da şöyle dediğini hatırla: ‘Ey İsrailoğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı…”
6. Mâide Suresi 5:46, Hicri 10.
“Ardından, o peygamberlerin (Musa ve Yahudiler) izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Tevrat’tan yanında bulunanı doğruluyordu. Ona İncil’i verdik. Hidayet ve ışık vardı onda. Tevrat’tan yanında olanı tasdikleyici idi. Doğruya ve güzele kılavuzdu...”
7. Mâide Suresi 5:110.
“Hani, Allah şöyle demişti: ‘Ey Meryem’in oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhulkudüs’le desteklemiştim, beşikte iken ve ergenlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğretmiştim.’”

İsa’nın Gerçek Takipçilerinin İsa Mesih ve Muhammed Arasındaki Dönemde Yaşadığını Gösteren Ayetler

1. Mâide Suresi 5:110-111, Hicri 10.
“Hani, Allah şöyle demişti: ‘Ey Meryem’in oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla… Sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğretmiştim.’”
“Havarilere şunu vahyetmiştim: ‘Bana ve resulüme iman edin.’ Şöyle demişlerdi (İsa’ya): ‘İman ettik, sen de tanık ol ki, biz, müslümanlarız/Allah’a teslim olanlarız!’”
2. Âli İmran Suresi 3:52-53, Hicri 2-3.
“İsa onlardan inkârı sezince şöyle konuştu: ‘Allah’a gidişte benim yardımcılarım kim?’ Havâriler dediler ki: ‘Biz Allah’ın yardımcılarıyız! Allah’a iman ettik biz! Tanık ol, biz müslümanlarız/Allah’a teslim olanlarız.’” “Ey Rabbimiz! Senin indirdiğine iman ettik, resule (İsa) uyduk…”
3. Saff Suresi 61:14, Hicri 3.
“Ey iman sahipleri! Allah’ın yardımcıları olun! Hani, Meryem oğlu İsa, havarilere: ‘Allah’a gidişte benim yardımcılarım kimdir?’ demişti de, havariler: ‘Biz, Allah’ın yardımcılarıyız!’ cevabını vermişlerdi. Bunun ardından, İsrailoğullarından bir zümre iman etmiş, bir zümre de küfre sapmıştı. Nihayet, biz, iman sahiplerini düşmanlarına karşı güçlendirdik de onlar üstün geldiler.”
4. Hadîd Suresi 57:26-27, Hicri 8.
“Yemin olsun, Nûh’u ve İbrahim’i de resul olarak gönderdik. Peygamberliği ve Kitap’ı bunların soyları arasına koyduk. O soylardan bir kısmı hidayete ermiştir. Ama onlardan çoğu, yoldan çıkmış olanlardır."
“Sonra onların eserleri üzere, resullerimizi art arda gönderdik. Meryem’in oğlu İsa’yı da onların ardınca gönderdik. Ona İncil’i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk. Bir bid’at olarak ortaya çıkardıkları ruhbaniyeti, onlar üzerine biz yazmamıştık… Onların, iman edenlerine ödüllerini verdik. Onlardan çoğu yoldan çıkmış olanlardır.”
Bu ayetten ruhbaniyetin Tanrı’dan gelmemesine rağmen İsa’nın bu takipçileri arasında gerçek inanlılar olduğunu, onların “ödüllerini” aldığını (cennette) öğreniyoruz.
Tarihsel olarak ruhbaniyet 4. yüzyılda başlasa da üçüncü yüzyılda Thebes’li Pavlus gibi birkaç kişi keşiş olarak ayrı bir hayat sürdüler. Mısırlı Aziz Antonius MS 305’te ilk kez dağınık bir grubu örgütleyen kişiydi ve Sina’da da ruhbaniyet o sıralarda başlamıştı.
5. Kehf Suresi 18:10, 25, Mekke.
“Hani, o yiğit gençler o mağaraya sığındılar da şöyle dediler: ‘Ey Rabbimiz, katından bir rahmet ver bize ve bizim için bir çıkış yolu lütfet işimize.’”
“Onlar, mağaralarında üç yüz yıl kaldılar; dokuz da ilave ettiler.”
Yusuf Ali, Kur’an tercümesine koyduğu bazı notlarda bu olayı zulümden kaçarken bir mağarada saklanan ve 300 yıl uyanmayan Efesli 7 genç Hıristiyan’la ilişkilendirir. MS 440 ve 450 arasında sona eren çeşitli tarihlerden söz eder ve Halife Vasik’in (MS 842-846) yöreyi incelemek ve teşhis etmek için bir keşif heyeti gönderdiğini söyler. Hamidullah bu olasılıktan bahseder ama Kur’an’daki bu bölümün Hıristiyanlıktan çok önceki bir zamana ait olduğunu düşünür. Bununla birlikte Tevfik el-Hâkim, tiyatro eseri Ehlü’l Kehf’te (Mağara Arkadaşları) onları açıkça Hıristiyan olarak tasvir eder.
6. Bürûc Suresi 85:4-9, erken dönem Mekke.
“Ki gebertildi o hendekçi grup/o kamçıları hendek gibi iz bırakan adamlar, o tutuşturulan ateşin adamları, onlar onun başında oturmuşlardı. Ve hepsi, müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Onlardan sadece, Azîz ve Hamîd Allah’a iman ettikleri için öç alıyorlardı.”

Muhammed Zamanında Tevrat ve İncil’in Doğru ve Değiştirilmemiş Olduğunu Gösteren Kur’an Ayetleri

1. Saba Suresi 34:31, erken dönem Mekke.
“Küfre sapanlar dedi ki: ‘Biz, bu Kur’an’a da bundan öncekine de (Tevrat ve İncil) asla inanmayacağız!’”
Not: Burada şimdiki zaman Muhammed ve topluluğu için kullanılmıştır. İtalikler kendi kutsal yazılarını değiştirmeyecek bazı gerçek inanlıların daima olduğunu vurgulamak amacıyla inançlı insanlar veya kâfirler olarak bahsedilen Muhammed zamanındaki Yahudi veya Hıristiyan gruplara yönelik anlatımlar için kullanılmıştır.
2. Fâtır Suresi 35:31, erken dönem Mekke.
“Kitaptan sana vahyettiğimiz, kendinden öncekini (Tevrat ve İncil) tasdikleyici hakkın ta kendisidir.”
3. Yûnus Suresi 10:37, geç dönem Mekke.
“Bu Kur’an, Allah’ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. O, kendinden öncekinin (Tevrat ve İncil) tasdiki ve Kitap’ın ayrıntılı kılınmasıdır. Kuşku ve çelişme yoktur onda. Âlemlerin Rabbi’ndendir o.”
4. Yûsuf Suresi 12:111, geç dönem Mekke.
“Bu Kur’an, uydurulacak bir hadis/bir söz değildir; aksine o, önündekini (Tevrat ve İncil) tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.”
5. En’âm Suresi 6:154-157, geç dönem Mekke.
“Sonra, güzel düşünüp güzel davrananlara nimetimizi tamamlamak, her şeyi ayrıntılı kılmak, bir kılavuz ve rahmet olmak üzere Mûsa’ya o kitabı verdik ki, onlar Rablerine kavuşacaklarına inanabilsinler. Bu da (Kur’an) bizim indirdiğimiz kitaptır. Kutsal ve bereketli. Artık ona uyun ve sakının ki size rahmet edilebilsin. ‘Kitap, bizden önce iki topluluğa indirildi. Biz onu okuyup araştırmaktan gerçekten habersizdik.’ demeyesiniz. Şunu da söylemeyesiniz: ‘Eğer bize kitap (Tevrat ve İncil) indirilmiş olsaydı, onlardan daha doğru yürüyüşlü olurduk.’”
6. Mü’min Suresi 40:69-71, geç dönem Mekke.
“Bakmadın mı (Muhammed) Allah’ın ayetleri hakkında tartışanlara, nasıl döndürülüyorlar! Kitabı ve resullerimiz aracılığıyla gönderdiğimizi yalanlayanlar, yakında bilecekler! O zaman, boyunlarında bukağılar, zincirler, sürüklenecekler…”
7. Ahkaf Suresi 46:12, geç dönem Mekke.
“Halbuki ondan önce, bir önder ve bir rahmet olarak Mûsa’nın kitabı var! Bu Kur’an da öncekileri tasdikleyen bir kitaptır. Zulmedenleri uyarsın, güzel davrananlara müjde olsun diye Arap dilindedir.”
8. Ahkaf Suresi 46:29-30.
“Bir zaman, cinlerden bir topluluğu, Kur’an’ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik… Dinleme bitirilince de uyarıcılar olarak kendi toplumlarına döndüler. Dediler ki: ‘Ey toplumumuz! Biz; Mûsa’dan sonra indirilen, kendinden öncekini (Tevrat) doğrulayan, hakka ve dosdoğru yola ileten bir kitap dinledik.’”
9. Bakara Suresi 2:91, Hicri 2.
“Onlara, ‘Allah’ın indirmiş olduğuna inanın!’ denildiğinde şöyle konuşurlar: ‘Biz, bize indirilene (Tevrat) inanırız.’ Ve ondan ötesini inkâr ederler. Oysaki o, kendilerinin yanındakini (Tevrat) doğrulayıcı bir gerçektir…”
10. Âli İmran Suresi 3:3, Hicri 2-3.
“O (Tanrı), sana Kitap’ı, önündekileri (Kutsal Kitap) tasdikleyici olarak hak bir yoldan indirdi. Tevrat’ı ve İncil’i de indirmişti.”
11. Nisa Suresi 4:162-163, Hicri 5-6.
“Ama onların (Yahudiler) ilimde derinleşmiş olanları ve müminler, sana (Muhammed) indirilene de senden önce indirilene de inanırlar… Biz, tıpkı Nûh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Biz İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyûb’e, Yûnus’a, Hârun’a, Süleyman’a da vahyettik. Dâvud’a da Zebur’u verdik.”
12. Tevbe Suresi 9:111, Hicri 9.
“Allah, müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır. Allah yolunda çarpışırlar da öldürürler, öldürülürler. Allah’ın; Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kendi üzerine hak olarak yazdığı bir vaattir bu. Ahdine, Allah’tan daha vefalı kim var?”
13. Mâide Suresi 5:48, Hicri 10.
“Sana da (Muhammed) kitabı hak olarak indirdik. Kitaptan onun yanında bulunanı (Tevrat ve İncil) tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı (ve muheyminen aleyhi) olarak…”

Kutsal Kitap’ın Kur’an’daki Sıfatları

Kur’an, Kutsal Kitap’ı onun önemini ve geçerliliğini ifade eden sıfatlarla tanımlar. İşte Kutsal Kitap’ın Kur’an’daki sıfatlarından bazıları:

  • Tevrat ve İncil Âli İmran Suresi 3:3
  • Allah’ın kitabı Âli İmran Suresi 3:23
  • Allah’ın kelamı Bakara Suresi 2:75
  • Allah’ın ayetleri Âli İmran Suresi 3:113
  • Ayırıcı özellik Bakara Suresi 2:53
  • Hatırlatıcı Enbiya Suresi 21:7
  • Işık ve Öğüt Enbiya Suresi 21:48
  • Kılavuz ve Işık Mâide Suresi 5: 44, 46
  • Rahman’ın ayetleri Meryem Suresi 19:58
Tanrı’nın Sözü yaratılmış mıdır?

Sorulması gereken bir soru: Tanrı’nın Sözü yaratılmış mıdır? Bu önemli konu çok tartışıldı. Tartışmada iki taraf var: Bir taraf, Tanrı’nın Sözü’nün yaratılmış olduğunu, diğer taraf ise Tanrı Sözü’nün sonsuz ve yaratılmamış olduğunu söyler. Kur’an ve hadislerin bu önemli konuda ne söylediğine bakalım.

“O Rahman, O öğretti Kur’an’ı, O yarattı insanı.” (Rahman Suresi 55:1-3) Tanrı, O’nun bilgisi ile yaratımı arasında bu farkı ortaya koymuştur. O, Kur’an’ı bildirdi ve insan O’nun eseridir. O’nun bilgisi yaratılmamıştır.

Kur’an, Tanrı’nın sözlerinin sonsuz olduğunu doğrular: “De ki: ‘Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz mutlaka biter. Bir o kadarını daha getirsek de yetmez.’” (Kehf Suresi 18:109) Kur’an’da ayrıca şöyle der: “Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, deniz de [mürekkep] arkasında yedi deniz daha katılarak yardımcı olsa, Allah’ın kelimeleri tükenmez. Allah Azîz’dir, Hakîm’dir.” (Lukman Suresi 31:27) O’nun kelimeleri sonsuzdur. Tanrı’nın yarattığı deniz mürekkep ve ağaçlar da kalem olsaydı, denizin mürekkebi ve ormanlar dolusu kalem yok olurdu ama Tanrı’nın kelimeleri bitmezdi.

“Havle Bint Hakim’den rivayet edildiğine göre, Allah’ın Elçisi (sav) şöyle buyurdu: “Kim bir eve girer de ‘Yarattıklarının şerrinden Allah’ın mükemmel kelimelerine sığınırım’ derse, o evden ayrılıncaya kadar hiçbir şey ona zarar vermeyecektir.” (Müslim, 2708)

“Ebu Hureyre’den (Allah ondan razı olsun) rivayetle ‘Peygamber (sav) dedi ki: Allah’ın Sözü’nün diğer tüm sözler üzerindeki üstünlüğü, Allah’ın bütün yarattıklarının üzerindeki lütfu gibidir.’” (Ahmed 3/390, Ebu Davud 4734 ve Tirmizi 2925)

Bu hadis, Tanrı’nın Sözü’nün yaratılmadığını iki yönden kanıtlar:

Birincisi Tanrı’nın Sözü’nü diğer sözlerden ayırt etmektir – ya Tanrı’nın, O’nun özniteliği olan Sözü vardır ya da Tanrı’nın eseri olan, yaratılmış sözler. Tanrı, O’nun özniteliklerinin tanımını Kendisine eklemiş ve onları diğer bütün sözlerden ayırmıştır. Eğer bütün sözler yaratılmış olsaydı, ayırım yapmaya gerek kalmazdı.

İkinci kanıt Tanrı’nın Sözü ile başkalarının sözleri arasında ayırım yapmaktır, Tanrı ve insanlar arasındaki fark gibi.

Eğer yaratılmışsa, Tanrı’nın Sözü’nün iki özellikten birine sahip olduğunu söylemek mantıklıdır: Birincisi, Tanrı’da var olan bir varlık olmak. İkincisi, Tanrı’dan ayrılmış olmak. Her iki durum da geçersizdir.

İlki varlığın Yaratıcı’nın parçası olmasını gerektirir ki bu geçersizdir. Tanrı, O’nun eseri/yaratımı olmadan var olabilir. İkincisinde konuşma özelliğini Her Şeye Gücü Yeten Tanrı’dan ayırmak gerekir çünkü bu özellik Tanrı’yla var olur, O’nsuz değil. O’nsuz olması Tanrı’nın konuşma yeteneğinin olmadığı anlamına gelirdi. Bu da apaçık geçersizdir.

Tanrı, O’nu tanımlayan sözleri bildirdiğinde, O’nun Sözü yaratılmamıştı; çünkü O’nun Sözleri O’nun öznitelikleridir ve O, yaratılmamıştır.

Burada, Tanrı’nın Sözü olan İsa Mesih’ten (esenliği üzerimize olsun) bahsetmemiz gerekir: “Bir de, melekler şöyle demişti: ‘Ey Meryem! Allah seni, kendisinden bir kelimeyle muştuluyor. Adı, Meryem’in oğlu İsa Mesih’tir. Dünya ve âhirette yüz akıdır. Allah’a yaklaştırılanlardandır’.” (Âli İmran Suresi 3:45, 46) “Meryem’in oğlu İsa Mesih, Allah’ın resulü ve kelimesidir. Onu, kendisinden bir ruhla beraber Meryem’e atmıştır.” (Nisa Suresi 4:171) Bu bölümlerde, Tanrı’nın Sözü yaratılmış mıdır, yoksa sonsuz mudur?

Kur’an’ın ayrıca şöyle belirttiğini görmek de önemlidir: “Zekeriyya mihrapta durmuş dua ederken/namaz kılarken, melekler ona şöyle seslenmişti: ‘Allah sana, Allah’tan bir kelimeyi doğrulayıcı bir efendi; nefsine egemen [kadınlara karşı] bir benlik, hayır ve barışı sevenlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeliyor.’” (Âli İmran Suresi 3:39) Kur’an meal tefsiri Tefsiru’l Muyesser bu ayeti şöyle açıklar: “Zekeriya mihrapta namaz kılar ve dua ederken melekler ona seslendi: Allah sana müjdeli haberler veriyor, sana Allah’ın Kelimesi’ne –Meryem oğlu İsa’ya– inanan, Yahya adında bir çocuk verilecek. Allah’tan gelen Kelime (Tanrı’nın Sözü) İsa Mesih’tir (esenliği üzerimize olsun) ve Yahya O’na inanmıştır…” Yahya, O’nun hakkında vaaz etmek ve O’nun yolunu açmak için dünyaya geldi.

Bütün bu kanıtlara bakıldığında Tanrı’nın Sözü’nün yaratılmış olmadığı açıktır. Kur’an’ın söylediği gibi: “Allah seni, kendisinden bir kelimeyle muştuluyor. Adı, Meryem’in oğlu İsa Mesih’tir.” Tanrı’nın Sonsuz Sözü, (Hazreti İsa) İsa Mesih’ti (esenliği üzerimize olsun). Eğer Hazreti İsa bir varlıksa, o zaman O’nu Tanrı’nın Sözü olarak tanımlayarak ayırım yapmaya gerek yoktur. Tanrı’nın Sözü, Tanrı’nın özelliklerine sahiptir; Tanrı’nın Sözü (Hazreti İsa, esenliği üzerimize olsun) bir varlık değildir ve yaratılmamıştır. Tanrı bu Sözü özel olarak belirtti ve onu başka her şeyden ayrı tuttu.


Kur’an’a göre Kutsal Kitap bozulmuş mudur?

Kur’an, Kutsal İncil’in bozulduğunu söylemedi. Hıristiyanlar İncil’i çarpıtmakla suçlanmadı ve İncil’deki bozulmayı savunmak amacıyla, eleştirilerin dayandırıldığı Kur’an metinlerinin hepsi bunu söylemez. Bu metinlerden bazılarını ele alacağız:

1 - “Şimdi siz bunların size inanmalarını mı umuyorsunuz? Bunların içlerinden bir fırka vardır ki, Allah’ın kelamını dinliyorlar, sonra onu, akletmelerinin ardından, bilip durdukları halde tahrif ediyorlardı.” (Bakara Suresi 2:75)

2 – “Among the Jews are those who distort words from their [proper] usages and say, ‘We hear and disobey’ and ‘Hear but be not heard’ and ‘Ra’ina,’ twisting their tongues and defaming the religion. And if they had said [instead], ‘We hear and obey’ and ‘Wait for us [to understand],’ it would have been better for them and more suitable. But Allah has cursed them for their disbelief, so they believe not, except for a few” (Al-Nisa 4:46).

3 – “And Allah had already taken a covenant from the Children of Israel… So for their breaking of the covenant We cursed them and made their hearts hard. They distort words from their [proper] usages and have forgotten a portion of that of which they were reminded…” (Al-Maida 5:12-13).

4 - “Ey resul! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla ‘İnandık’ diyenlerin küfürde yarışırcasına koşanları seni üzmesin. Yahudilerden bazıları yalancılık etmek için dinlerler; huzuruna çıkmamış olan başka bir topluluk için dinlerler. Yerlerine oturmuş kelimeleri, yapılarını bozup değiştirirler. ‘Size şu verilirse alın, eğer o verilmezse çekinin’ derler. Allah birini fitneye çarptırmak isterse sen onun için Allah karşısında hiçbir şey yapamazsın. Bunlar o kişilerdir ki, Allah kalplerini temizlemek istemiyor. Dünyada bir rezillik vardır onlar için; âhirette de büyük bir azap var onlara.” (Mâide Suresi 5:41)

Bu ayetlere ilişkin bazı yorumlar şöyledir:

Bu bölümler Yahudilere yöneliktir. Bu nedenle Kur’an, “Yahudilerden bazıları” der, burada Hıristiyanlardan ya da Kutsal Kitap’tan bahsedilmemiştir.

Fahreddin er-Razi, Mâide 5:13 üzerine yorumunda şöyle der: “Bozulmadaki niyet yanlış bir benzetmeye/karşılaştırmaya yöneltmek ve yorumları bozmak ve söz hileleriyle kelimeyi doğru anlamından yanlış bir anlama kaydırmaktır, bugün yenilikçi insanların inançlarına uymayan ayetlere yaptığı gibi – bozulmanın açıklaması budur.”

Kadı Beydavi, Mâide 41 üzerine bir açıklamada şöyle der: “Onları içlerinden bir grupla (veled-i zina) Beni Kureyza’ya, Allah’ın Elçisi’ne sormaya gönderdi ve İbn Sûriya aralarında hakemlik yaptı. Peygamber ona şöyle dedi: ‘Helali ve haramı öğreten bu kitabı sana indiren Allah’ın adıyla sana soruyorum… onun içinde evlilere recm cezası var mı?’ O da, ‘Evet,’ dedi ve üzerine çullandılar, o zaman, ‘Yalana başvurduğum takdirde bunun üzerimize azap getirmesinden korktum,’ dedi. Böylece Allah’ın Elçisi, zina edenlerin cami kapısında taşlanmasını buyurmuştur.”

Taberi, tefsirinde (Nisa 4:46), “Yahudiler Muhammed’e en çirkin kelimelerle hakaret etti ve ona ‘Dinle işitmez olası’ dediler, ‘Tanrı sana işittirmesin’ der gibi. Raina kelimesi, Abdülvahhab’a dayandırılarak, söylenmesi yanlış bir kelime olarak yorumlanmıştır,” der.

Yusuf Durra Haddad bu bölümler üzerine şu yorumlarda bulunur:

1- “Öncelikle burada Hıristiyanlardan ve İncil’den hiçbir şekilde bahsedilmediğini görürüz. Kur’an’da Hıristiyanların ve İncil’in kastedildiğini kanıtlayabilen karşımıza gelsin. Hıristiyanları Kutsal Kitap’ı çarpıtmakla suçlayarak Kur’an’ı nasıl zan altında bırakırlar? Yahut Kutsal Kitap’ın bozulmuş olduğunu nasıl söylerler?

2- “Bütün bu yerlerin hepsinde, Kur’an Yahudi gruplara gönderme yapıyordu ve diğerlerinin yaptıkları işlerde onları onaylamadığından bahsedilir; bozulmaya yer yoktur.

3- “Sözü edilen bozulma metnin yorumlanmasıyla ilgilidir, değiştirmeyle değil, “Kendilerine kitabı verdiklerimiz onu, okunuşunun hakkını vererek okurlar” (Bakara 2:121) ifadesinde bahsedilen grup bunun kanıtıdır.

4- “Değinilen kitabın tamamı değildir, bütün Tevrat’la ya da içindeki bütün düzenlemelerle değil recmin Tevrat’taki anlamıyla ilgilidir ve bazı yorumcular “Muhammed’e atfettikleri şu eklemeyi yaparlar: “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları ümmî peygambere uyarlar…” (A’raf 7:157). Bütün mesele Tevrat’ın bir veya iki ayetiyle ilgilidir.

Burada Kur’an’ın bozulmuş bir kitabı nasıl tasdik ettiği sorusu ortaya çıkıyor:

1- “O, sana Kitap’ı, [Ey Muhammed] önündeki tasdikleyici olarak hak bir yoldan indirdi. Tevrat’ı ve İncil’i de indirmişti.” (Âli İmran Suresi 3:3)

2- “Ardından, o peygamberin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Tevrat’tan yanında bulunanı doğruluyordu. Ona İncil’i verdik. Hidayet ve ışık vardı onda. Tevrat’tan yanında olanı tasdikleyici idi. Doğruya ve güzele kılavuzdu, takvaya sarılanlara bir öğüt.” (Mâide Suresi 5:46)

3- “İncil bağlıları Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsinler. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler sapıkların ta kendileridir.” (Mâide Suresi 5:47)

4- “Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine indirilmiş olanı gerektiği şekilde uygulasalardı elbetteki hem üstlerinden hem ayaklarının altından rızıklanacaklardı. İçlerinde orta yolu izleyen bir topluluk var. Ama onların çoğunluğunun yapmakta olduğu ne kadar da kötü!” (Mâide Suresi 5:66)

5 – “Say, O People of the Scripture, you are [standing] on nothing until you uphold [the law of] the Torah, the Gospel, and what has been revealed to you from your Lord” (Al-Maida 5:68)

Kutsal Kitap Gerçek Anlamından Saptırılabilir mi?

Bu, çok sorulan bir sorudur ve bu önemli konu üzerine çok insan yazdı. Ancak, ben burada Kutsal Kitap’ta Tanrı’nın söylediklerini paylaşmak istiyorum. Tanrı, Kutsal Kitap’ta O’nun Sözü’nün değiştirilemeyeceğini, saptırılamayacağını veya başkalaştırılamayacağını söyler. Kutsal Kitap’ın bu konuda neler söylediğini görelim:

  • “Size verdiğim buyruklara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın. Ama size bildirdiğim Tanrınız RAB’bin buyruklarına uyun.” (Tevrat, Yasa’nın Tekrarı 4:2)
  • “Size bildirdiğim bütün buyruklara iyice uyun. Bunlara hiçbir şey eklemeyin, hiçbir şey çıkarmayın.” (Tevrat, Yasa’nın Tekrarı 12:32)
  • “Musa yasanın sözlerini eksizsiz olarak kitaba yazmayı bitirince, RAB’bin Antlaşma Sandığı’nı taşıyan Levililer’e şu buyruğu verdi: Bu Yasa Kitabı’nı alın, Tanrınız RAB’bin Antlaşma Sandığı’nın yanına koyun. Orada size karşı bir tanık olarak kalsın.” (Tevrat, Yasa’nın Tekrarı 31:24-26)
  • “Yasa Kitabı’nda yazılanları dilinden düşürme. Tümünü özenle yerine getirmek için gece gündüz onu düşün. O zaman başarılı olacak ve amacına ulaşacaksın.” (Tevrat, Yeşu 1:8)
  • “RAB’bin Ruhu benim aracılığımla konuşuyor, Sözü dilimin ucundadır.” (Tevrat, 2. Samuel 23:2)
  • “Antlaşmamı bozmayacak, ağzımdan çıkan sözü değiştirmeyeceğim.” (Zebur, Mezmur 89:34)
  • “Tanrı’nın her sözü güvenilirdir, O kendisine sığınan herkese kalkandır. O’nun sözüne bir şey katma, yoksa seni azarlar, yalancı çıkarsın.” (Tevrat, Süleyman’ın Özdeyişleri 30:5-6)
  • “RAB’bin kitabını okuyup araştırın: Bunlardan hiçbiri eksik kalmayacak, eşten yoksun hiçbir hayvan olmayacak. Çünkü bu buyruk RAB’bin ağzından çıktı, Ruhu da onları toplayacak.” (Tevrat, Yeşaya 34:16)
  • “Ses, ‘Duyur’ diyor. ‘Neyi duyurayım?’ diye soruyorum. ‘İnsan soyu ota benzer, bütün vefası kır çiçeği gibidir. RAB’bin soluğu esince üzerlerine, ot kurur, çiçek solar. Gerçekten de halk ottan farksızdır. Ot kurur, çiçek solar, ama Tanrımız’ın sözü sonsuza dek durur.’” (Tevrat, Yeşaya 40:6-8)
  • “ ‘Bana gelince, onlarla yapacağım antlaşma şudur: Üzerindeki Ruhum, ağzına koyduğum sözler şimdiden sonsuza dek senin, çocuklarının, torunlarının ağzından düşmeyecek.’” (Tevrat, Yeşaya 59:21)
  • “RAB bana şöyle seslendi: ‘Ana rahminde sana biçim vermeden önce tanıdım seni. Doğmadan önce seni ayırdım, uluslara peygamber atadım.’ Bunun üzerine, ‘Ah, Egemen RAB, konuşmayı bilmiyorum, çünkü gencim’ diye karşı çıktım. RAB, ‘ “Gencim” deme’ dedi, ‘Seni göndereceğim herkese gidecek, sana buyuracağım her şeyi söyleyeceksin. Onlardan korkma, çünkü seni kurtarmak için ben seninleyim.’ Böyle diyor RAB.” (Tevrat, Yeremya 1:4-9)
  • “RAB, ‘Doğru gördün’ dedi, ‘Çünkü sözümü yerine getirmek için gözlemekteyim.’” (Tevrat, Yeremya 1:12)
  • “Bir tomar al, Yoşiya’nın döneminden bu yana İsrail, Yahuda ve öteki uluslarla ilgili sana söylediğim her şeyi yaz.” (Tevrat, Yeremya 36:2)
  • “İnsanoğlu, seni İsrail halkına bekçi atadım. Benden bir söz duyar duymaz onları benim yerime uyaracaksın.” (Tevrat, Hezekiel 33:7)
  • “Peygamberlere de söyledim, çok görümler sağladım, onlar aracılığıyla örnekler verdim.” (Tevrat, Hoşea 12:10)
  • “Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak.” (İncil, Matta 5:18)
  • “Çünkü konuşan siz değil, aracılığınızla konuşan Babanız’ın Ruhu olacak.” (İncil, Matta 10:20)
  • “Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.” (İncil, Matta 24:35)
  • “Ama bugüne dek Tanrı yardımcım oldu. Bu sayede burada duruyor, büyük küçük herkese tanıklık ediyorum. Benim söylediklerim peygamberlerin ve Musa’nın önceden haber verdiği olaylardan başka bir şey değildir.” (İncil, Elçilerin İşleri 26:22)
  • “Tanrı’nın bize lütfettiklerini bilelim diye, bu dünyanın ruhunu değil, Tanrı’dan gelen Ruh’u aldık. Ruhsal kişilere ruhsal gerçekleri açıklarken, Tanrı’nın lütfettiklerini insan bilgeliğinin öğrettiği sözlerle değil, Ruh’un öğrettiği sözlerle bildiririz.” (İncil, 1. Korintliler 2:12-13)
  • “Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.” (İncil, 2. Timoteos 3:16-17)
  • “Çünkü ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan, yani Tanrı’nın diri ve kalıcı sözü aracılığıyla yeniden doğdunuz. Nitekim, ‘İnsan soyu ota benzer, bütün yüceliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçek solar, ama Rab’bin sözü sonsuza dek kalır.’ İşte size müjdelenmiş olan söz budur.” (İncil, 1. Petrus 1:23-25)
  • “Öncelikle şunu bilin ki, Kutsal Yazılar’daki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı’nın sözlerini ilettiler.” (İncil, 2. Petrus 1:20-21)
  • “Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.” (İncil, Vahiy 22:18-19)

Bütün bunlardan sonra, kimse Kutsal Kitap’ı saptırmanın, başkalaştırmanın veya değiştirmenin mümkün olduğundan bahsedebilir mi? Mümkün değil? Her Şeye Gücü Yeten Tanrı, “Antlaşmamı bozmayacak, ağzımdan çıkan sözü değiştirmeyeceğim” derken ve “çünkü sözümü yerine getirmek için gözlemekteyim” derken, “yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak” diye sözlerini pekiştirirken bu nasıl mümkün olur?

Tanrı şöyle buyurduktan sonra Kutsal Kitap nasıl saptırılabilir, değiştirilebilir ya da başkalaştırılabilir: “Bu sözlerimi aklınızda ve yüreğinizde tutun. Bir belirti olarak ellerinize bağlayın, alın sargısı olarak takın. Onları çocuklarınıza öğretin. Evinizde otururken, yolda yürürken, yatarken, kalkarken onlardan söz edin. Evlerinizin kapı sövelerine, kentlerinizin kapılarına yazın.” (Yasa’nın Tekrarı 11:18-20)

Tanrı’nın Kelimelerinde Değişiklik Yoktur

Tanrı’nın sözleri değiştirilebilir, bozulabilir ya da çarpıtılabilir mi? Kur’an’ın bu konuda ne dediğini duyalım:

“Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku [Ey Muhammed]. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur. O’nun dışında bir sığınak/bir dayanak asla bulamazsın.” (Kehf Suresi 18:27) Burada işaret edilen kitap Kur’an’dır ama söz (O’nun kelimeleri) ile kastedilen göksel kitaplardır ve Kutsal Kitap’ı da kapsar çünkü Tanrı’nın Sözü’dür. Bu nedenle Kutsal Kitap’ın sözlerinin yerine geçecek hiçbir şey yoktur. Beydavi, tefsirinde şöyle der: “O’nun kelimelerini değiştirebilecek kimse yoktur, O’ndan başka kimse değiştiremez ya da saptıramaz.”

“Dünya hayatında da âhirette de müjde vardır onlara. Allah’ın kelimelerinde değişme/değiştirme olmaz. İşte budur o büyük kurtuluş.” (Yûnus Suresi 10:64) Beydavi şöyle der: “O’nun kelimeleri değiştirilemez ve O’nun vaat ettiklerinde değişiklik olmaz.”

“Yemin olsun ki, senden önce de resuller yalanlanmış ama yalanlanmalarına, eziyet görmelerine sabretmişlerdi. Nihayet yardımımız onlara ulaştı. Allah’ın kelimelerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. Yemin olsun, elçi olarak gönderilenlerin haberinden bir kısmı sana da gelmiştir.” (En’âm Suresi 6:34) Aynı şekilde 115. ayette de, “Rabbinin sözü hem doğruluk hem de adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur. En iyi işiten, en iyi bilendir O” denir. Beydavi’nin son ayetle ilgili yorumunda Kutsal Kitap’ın saptırıldığından bahsedilir ama burada kastedilen genel olarak Müslümanların söylediği saptırma değildir. Bu konuyu daha sonra ele alacağız.

Muhammed’in zamanında bu doğru olmadığına göre, Kutsal Kitap’ın günümüzdeki metinlerinin saptırıldığını iddia eden her kimse, hatalı bir suçlamayla ortaya çıkıyordur ve Kur’an’da, O’nun bilgisi olmadan doğrunun hükmünü yitirmeyeceğine şahitlik eden apaçık ayetlere ters düşer çünkü Kur’an’ın en önemli geliş amaçlarından biri de Kutsal Kitap’ı onaylaması ve korumasıdır. Kutsal Kitap’ın gerçek olduğuna ve Tanrı tarafından vahyedildiğine ve insanlara yol gösterdiğine şahitlik eden Kur’an, sonra nasıl olur da dönüp onun değiştirildiğini ve güvenilirliğini yitirdiğini iddia edebilir çünkü eğer bu doğruysa Kur’an kendisiyle çelişiyor demektir.

Mişkatu’l Mesabih’te Ömer’in şöyle dediği belirtilir: “Allah, Muhammed’i hak peygamber olarak gönderdi ve ona kitabı indirdi. Tanrı’nın indirdikleri arasında recm ayeti de vardı. Allah’ın Elçisi recm etti, onun arkasından biz de recm ettik. Kadın ve erkekten muhsan olanların zinaları, delil, hamilelik veya itiraf yoluyla kanıtlandığı takdirde recm Allah’ın kitabında sabit bir haktır.” Kitabu’l Hudud’un (Sınırlar Kitabı) ilk paragrafından itibaren bu konuda fikir birliği vardır ama Zeyd bin Sabit, Kur’an ayetlerini yazarken Ömer’in Kur’an’a ilave yaptığı söylenmesin diye bu ayeti iptal etmiştir. Bunlar tehlikeli sözlerdir; eğer Ömer anlattığı şeyi tasdik ettiyse Kur’an’da, Mâide Suresi 5:45’te bahsedildiği gibi konuşmanın yerinden saptırılması Kur’an’la ilgili bir olgudur, Tevrat’la değil.

Böyle olunca Kur’an’a inanmak ve Kutsal Kitap’ın doğru olduğunu ve “Tanrı’nın sözlerinin ikamesi olmadığını” iddia etmek imkânsızdır.

Kur’an’da Kutsal Kitap

Bugün Hıristiyanların sahip olduğu Kutsal Kitapların, Muhammed (MS 571-632) zamanındaki Kitaplardan farklı olduğunu iddia eden pek çok görüş var. Bununla Hıristiyan Kitaplarının bozulduğunu ve saptırıldığını iddia ediyorlar. İddiaları, Tanrı’nın peygamberi Musa’ya Tevrat’ı verdiği, bunun tek kitap olduğu ve Eski Ahit’in ilk beş kitabını içermediği öğretisine dayanıyor. Ayrıca Tanrı, İsa’ya Tek Kitap olan İncil’i vermiştir ama bugün biz dört İncil daha ve Yeni Ahit’in diğer bölümlerini görürüz. Bu nedenle Kur’an’da bahsi geçen bu değildir.

Birisi şöyle yazmış: “Kutsal Kitap’ın içinde hiçbir yerde Kutsal Kitap, ‘Kutsal Kitap’ olarak geçmez.” Bir diğer günah tartışmadaki iddia da şudur: “Kur’an’da Tevrat, İncil ve Zebur’u teyit eden bölümlerde kastedilen, Hıristiyanların bugün Kutsal Kitap dediği metin değildir.” (Asadi, Islam & Christianity: Conflict or Conciliation?, s. 2)

Kur’an’ın İbranice, Aramice, Süryanice ve Yunanca kökenli olan Tevrat, Furkan, Musa, İncil ve benzerleri gibi yabancı ifadeler ve isimlerle dolu olduğunu unutmuş görünüyorlar. Ayrıca Kur’an’ın, Kutsal Kitap’tan Kitap (el Kitab) ve Eski Ahit ve Yeni Ahit’e inananlardan da Ehlikitap ( أهل الكتاب, Kitap İnsanları) diye bahsettiğini de unutuyorlar. Bunu derken Kur’an, hangi kitaba gönderme yapıyor? Esasen İsa Mesih (esenliği üzerimize olsun) İncil’de bu başlığı birçok sefer kullanır:

“İsa, öğrencilerinin önünde, bu kitapta yazılı olmayan başka birçok doğaüstü belirti gerçekleştirdi.” (Yuhanna 20:30)

“Nitekim Mezmurlar Kitabı’nda şöyle yazılmıştır…” (Elçilerin İşleri 1:20)

“Bu yüzden Tanrı onlardan yüz çevirip onları göksel cisimlere kulluk etmeye terk etti. Peygamberlerin kitabında yazılmış olduğu gibi…” (Elçilerin İşleri 7:42)

Burada “Kutsal Kitap” kavramını açmam gerektiğini düşünüyorum. İngilizce “Bible” kelimesi Yunanca “Byblos” ve Latince “biblia” kelimelerinden gelir ve her ikisi de “kitaplar” demektir. Zamanla “biblia” ifadesi çeşitli yazıları, parşömenleri, kitapları ve nihayetinde Kutsal Kitap’ı oluşturan Eski Ahit ve Yeni Ahit’in 66 kitaplık derlemesini tanımlar oldu.

Kur’an defalarca Kitap’tan, Kutsal Kitap’tan bahseder; Kur’an’ın ikinci suresi Bakara’nın bazı ayetlerini paylaşmak istiyorum:

“İyiye ve güzele yol bulursunuz ümidiyle Mûsa’ya kitabı ve furkanı/hakla bâtılı ayıran metni vermiştik.” (Bakara 2:53)

“Yemin olsun ki, Mûsa’ya kitabı verdik. Ve arkasından da resuller gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da açık-seçik deliller verdik ve kendisini Ruhulkudüs’le güçlendirdik. Bir resulün size, nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirdiği her seferinde büyüklük taslamadınız mı? Bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürüyorsunuz.” (Bakara 2:87)

“Kendilerine kitabı verdiklerimiz onu, okunuşunun hakkını vererek okurlar. İşte onlar ona inanırlar. Onu inkâr edenlere gelince, onlar hüsrana uğrayanların da kendileridir.” (Bakara 2:121)

Kur’an’da Tanrı’dan Bir İşaret Olarak İncil

Kur’an’ı okuduğumuzda İncil’e yapılan açık ve dolaysız göndermelerle karşılaşırız. Ancak Kur’an, İncil’den bahsederken belli bir kalıp kullanır. Kur’an’da Kutsal Kitap’tan bahseden bütün ayetler şunlardır:

“O, sana [Ey Muhammed] Kitap’ı, önündekileri tasdikleyici olarak hak bir yoldan indirdi. Tevrat’ı ve İncil’i de indirmişti. Daha önce insanlara bir yol gösterici olarak Furkan’ı da indirdi. Şu bir gerçek ki, Allah’ın ayetlerini örtüp inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Ve Allah hem Azîz’dir hem intikam alıcı.” (Âli İmran Suresi 3:3-4)

“Ona kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek.” (Âli İmran Suresi 3:48)

“Ey Ehlikitap! İbrahim hakkında neden çekişiyorsunuz? Tevrat da İncil de ondan sonra indirildi. Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz?” (Âli İmran Suresi 3:65)

“Ardından, o peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Tevrat’tan yanında bulunanı doğruluyordu. Ona İncil’i verdik. Hidayet ve ışık vardı onda. Tevrat’tan yanında olanı tasdikleyici idi. Doğruya ve güzele kılavuzdu, takvaya sarılanlara bir öğüt.” (Mâide Suresi 5:46)

“Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i [yasayı] ve kendilerine indirilmiş olanı gerektiği şekilde uygulasalardı elbetteki hem üstlerinden hem ayaklarının altından rızıklanacaklardı. İçlerinde orta yolu izleyen bir topluluk var. Ama onların çoğunluğunun yapmakta olduğu ne kadar da kötü!” (Mâide Suresi 5:66)

“De ki: ‘Ey Ehlikitap! Siz, Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni tam uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz.’ Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun küfür ve azgınlığını elbette artıracaktır. Küfre batan topluluk için tasalanma artık.” (Mâide Suresi 5:68)

“…[hatırla] Sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğretmiştim…” (Mâide Suresi 5:110)

“…Allah’ın; Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kendi üzerine hak olarak yazdığı bir vaattır bu.” (Tevbe Suresi 9:111)

“… Bu onların Tevrat’taki nitelikleri. İncil’deki nitelikleri de şöyle: Tıpkı bir ekin ki filizini çıkarmış, o filizi kuvvetlendirmiş. Filiz kalınlaştı, gövdesi üzerine dikildi.” (Fetih Suresi 48:29)

Kur’an’da Kutsal Kitap’a gönderme yapan bütün ayetlerde göreceğimiz kalıp, “İncil”den tek başına bahsedilmemesidir, öncesinde Tevrat’ın adı geçer. Ancak bu kalıbın tek bir istisnası vardır.

“Sonra onların eserleri üzere, resullerimizi art arda gönderdik. Meryem’in oğlu İsa’yı da onların ardınca gönderdik. Ona İncil’i verdik; ona uyanların gönüllerine şefkat ve merhamet koyduk.” (Hadîd Suresi 57:27)

Bununla birlikte kalp hâlâ aynıdır çünkü bu peygamberlerden nerede bahsedilir? Cevap, Tevrat’tadır.

Burada şu soru akla geliyor: Kur’an’da Tevrat ve İncil’den bahsedilirken neden böyle bir yol izlenir? Kur’an’ın bizi düşünmeye yöneltmek istediği önemli bir şey mi var? Evet, önemli bir şey var. Kur’an bize adeta Tevrat’ı öğrenmeden İncil’i anlayamayacağımızı söyler. Aynısı Tevrat için de geçerlidir, İncil’deki büyük resmi bilmeden Tevrat da anlaşılamaz. Esasında Tevrat ve İncil’in mesajları tektir. Tevrat ve İncil, bizi doğru yola yöneltmek isteyen Tanrı’dan gelen bir işarettir.

İsa Mesih (esenliği üzerimize olsun) şöyle demiştir: “Kutsal Yazılar’ı araştırıyorsunuz. Çünkü bunlar aracılığıyla sonsuz yaşama sahip olduğunuzu sanıyorsunuz. Bana tanıklık eden de bu yazılardır!” (İncil, Yuhanna 5:39) İsa Mesih, Tevrat kendisine tanıklık ettiği için bizi onu incelemeye teşvik eder ve bunu şu sözlerle vurgular: “Sonra onlara şöyle dedi: ‘Daha sizlerle birlikteyken, “Musa’nın Yasası’nda, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlar’da (Zebur) benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir” demiştim.’” (İncil, Luka 24:44) Size söyleyeyim: “Kutsal Yasa’yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa’dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak.” (İncil, Matta 5:17-18)

İncil şöyle öğretir: “Kutsal Yazılar’ın tümü (Tevrat, Peygamberler, Mezmurlar (Zebur) ve İncil) Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olur.” (İncil, 2. Timoteos 3:16-17) “Peygamberlerin sözleri bizim için daha büyük kesinlik kazandı. Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz. Öncelikle şunu bilin ki, Kutsal Yazılar’daki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı’nın sözlerini ilettiler.” (İncil, 2. Petrus 1:19-21) Bütün bunlar Tanrı’dan gelen işaretlerden biri oldukları için Tevrat ve İncil’in, her türlü başkalaştırma, çarpıtma ve değiştirmeye karşı korunan Zikir (Hatırlatıcı), Furkan, Levh-i Mahfuz (Korunmuş Kitap/Levha) ve Kelimetullah (Tanrı’nın Sözü) olduğu konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmaz.

Kutsal Kitap’ın Benzersizliği

Kutsal Kitap, 66 kitaptan oluşmuştur ve üç kıtada (Asya, Afrika ve Avrupa) kırktan fazla yazar tarafından, yaklaşık 1500 yıllık bir sürede yazılmıştır. Kutsal Kitap benzersizdir. Mukaddes ya da dini kitaplar arasında bir eşi daha yoktur. Bunda şaşılacak bir yan yok elbette. Sonuçta o, Tanrı’nın Sözü’dür.

İsa Mesih’ten sonraki ilk dört yüzyıldan günümüze kadar gelen 24.600’ın üzerinde Yeni Ahit el yazması bulunmaktadır. Plato’ya ait yedi orijinal el yazması vardır, Herodot’a ait sekiz ve sağlam kalan 263 nüshayla Homeros’un İlyada’sına ait el yazmaları biraz daha fazladır. Bu nedenle Yeni Ahit metninin bütünlüğünü teyit eden güçlü kanıtlara sahibiz.

Kutsal Kitap tercüme edildiği bilinen ilk kitap, Batı’da matbaada basılan ilk kitap ve bugün dünya nüfusunun yüzde 95’inin okuyabildiği, birçok dilde yaygın dağıtımı yapılmış ilk kitaptı.

Kutsal Kitap, Tanrı’nın tarihteki kurtarıcı rollerine odaklanan içeriği ve mesajı bakımından da benzersizdir. O tarih kehanetle iç içe geçmiştir çünkü Tanrı’nın gelecek planlarını ve O’nun ebedi krallığını önceden haber verir.

Bütün Kutsal Yazılar’ın odağı ve amacı İsa Mesih’tir. O’nun Mesih olarak insan bedeninde gelişi, Eski Ahit vaatlerinin gerçekleşmesiydi. İşin güzel yanı, O yaşadığı, öldüğü ve tekrar yaşadığı için yalnızca Kutsal Yazılar değil, bütünüyle yeni bir varoluşta ebedi yaşamı müjdeleyen büyük vaat de doğrulanmış oldu.

Kutsal Kitap bilinen diğer dini eserler arasında benzersizdir çünkü içeriğinin yaklaşık yüzde 30’u kehanetlerden ve peygamberlik kitaplarından oluşur. Kehanet ve onun zaman içinde gerçekleşmesi Kutsal Kitap’a özgü dünya görüşünün merkezindedir çünkü tarihte rol oynayan Tanrı geleceği de bilir ve onu peygamberlerine vahyetmiştir (Amos 3:7). Kutsal Kitap yalnızca yaşayan Söz ya da tarihsel Söz değildir, peygamberlik Sözü’dür.

Eski Ahit’te doğrudan, mesihle ilgili en az 65 kehanet vardır, tipolojiyi de eklersek daha da fazlası (tipoloji, kurban gibi Eski Ahit ritüellerinin İsa Mesih’e dair küçük kehanetlerle ilişkisinin araştırılmasıdır). Bu kehanetler “krallık asasının Yahuda’nın elinden çıkmayacağı” (Yaratılış 49:10); O’nun Yahudiye’de Beytlehem’de doğacağı (Mika 5:2); “insanlarca hor görüleceği, yapayalnız bırakılacağı”; dövüleceği, asılsız suçlanacağı ama yine de kendini savunmak için ağzını açmayacağı (Yeşaya 53:3-7); ellerinin ve ayaklarının delineceği ve aralarında giysilerini paylaşacakları (Mezmurlar 22:12-18) gibi belirgin ayrıntılarla ilgilidir.

Gerçek şu ki Eski Ahit’teki bu kehanetlerin İsa’nın yaşamı, ölümü ve dirilişinde bu kadar kesinlikle gerçekleşmesi onların ilahi esin ve vahiy olduğunun kanıtıdır. Bu aynı zamanda İsa’nın iddia ettiği ve başkalarının O’nun olduğunu iddia ettiği kişi olduğunu gösterir. İsa, kendi ölümünü ve dirilişini (Luka 9:21-22; Matta 17:22-23), Yeruşalim’in çöküşünü (Matta 24:1-2) ve O’nun ikinci gelişini (Yuhanna 14:1-3) öngörürken eski peygamberleri izledi. Bedenlenme, ölüm ve diriliş, Kutsal Kitap tarafından öngörülür ve hepsinin gerçekleşmesi onun güvenilirliğini kesinleştirir.

Kutsal Kitap’ı okuyup bunları kendiniz de görebilirsiniz.

Kutsal Kitap’ı Kim, Nerede Yazdı?

Kutsal Kitap, Tanrı’nın Sözü’dür, Tanrı’nın seçilmiş insanlarına esinlenmiştir: “Peygamberlerin sözleri biçim için daha büyük kesinlik kazandı. Gün ağarıp sabah yıldızı yüreklerinizde doğuncaya dek, karanlık yerde ışık saçan çıraya benzeyen bu sözlere kulak verirseniz, iyi edersiniz. Öncelikle şunu bilin ki, Kutsal Yazılar’daki hiçbir peygamberlik sözü kimsenin özel yorumu değildir. Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı’nın sözlerini ilettiler.” (2. Petrus 1:19-21)

Kutsal Kitap başka hiçbir kitaba benzemez. Havari Petrus’a göre peygamberler Kutsal Ruh tarafından öyle bir şekilde yöneltiliyordu ki mesajlarının içeriği Tanrı’dan geliyordu. Onu kendileri icat etmiyorlardı. Kutsal Kitap’ın kehanetle ilgili mesajı “uydurma masallar” olmaktan ziyade (2. Petrus 1:16) ilahi kaynaktan geldiği için gerçektir ve güvenilirdir. “Kutsal Ruh tarafından yönlendirilen insanlar Tanrı’nın sözlerini ilettiler.” (2. Petrus 1:21) Vahiy sürecinde Tanrı iş başındaydı, kendi iradesini seçilmiş insanlara bilinir kıldı.

Tanrı’yla belirli insanlar arasındaki doğrudan sözlü iletişim, Kutsal Yazılar’ın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Kutsal Kitap’ın özel, ilahi yetkiye sahip olmasının nedeni budur. Kutsal Tanrımız nihai yazarı olduğu için kutsal kitaplarımız yerinde bir tabirle “Kutsal Yazılar” olarak adlandırılır (Romalılar 1:2, 2. Timoteos 3:15).

Kutsal Kitap, Tanrı’nın esinlediği, çok farklı sosyal çevrelerden ve koşullardan insanlar tarafından yazılmıştır. Bazıları saraylarda yazıyordu, başkaları hapishanelerde, kimisi sürgünde ve kimileri de müjdeyi paylaşmak üzere çıktıkları misyonerlik yolculukları sırasında. Bu insanlar farklı eğitimlere ve mesleklere sahipti. Bazılarının yazgısı Musa gibi kral olmak ya da Daniel gibi yüksek mevkilerde hizmet vermekti. Diğerleri basit çobanlardı. Bazıları çok gençti, bazısı da oldukça yaşlı. Bu farklılıklara rağmen hepsinin tek bir ortak özelliği vardı: Tanrı tarafından çağırılmışlar ve ne zaman ve nerede yaşıyor olurlarsa olsunlar Tanrı’nın insanlarına mesajlarını yazmak üzere Kutsal Ruh tarafından esinlenmişlerdi.

Ayrıca yazarlardan bazıları naklettikleri olayların görgü tanıklarıydı. Diğerleri olaylara ilişkin kendi titiz araştırmalarını yürüttüler ya da var olan belgeleri dikkatli bir şekilde kullandılar (Yeşu 10:13, Luka 1:1-3). Ancak Kutsal Kitap’ın bütün bölümleri esinlenmiştir (2. Timoteos 3:16). Pavlus’un, “Önceden ne yazıldıysa, bize öğretmek için, sabırla ve Kutsal Yazılar’ın verdiği cesaretle umudumuz olsun diye yazıldı” diye belirtmesinin neden budur (Romalılar 15:4). İnsanın lisanını yaratan Tanrı, seçilmiş insanların esinlenmiş düşünceyi güvenilir ve sağlıklı bir yoldan insan kelimelerine dökmelerini mümkün kılar.

İsa Mesih’le Kutsal Kitap Arasındaki Paralellik

İsa Mesih olarak bedenlenen Tanrı’nın Sözü ile Tanrı’nın Yazılı Sözü olan Kutsal Kitap arasında bir paralellik vardır.

  1. Doğaüstü bir yoldan Kutsal Ruh tarafından gebe kılınan bir kadın tarafından dünyaya getirilen İsa Mesih gibi Kutsal Kitap da doğaüstü bir kaynaktan gelmekle birlikte insanlar yoluyla ulaştırılmıştır.
  2. İsa Mesih zaman ve mekân boyutunda bir insan oldu. Belirli bir zamanda ve belirli bir yerde yaşadı. Bununla birlikte bu gerçek O’nun tanrısallığını geçersiz kılmadı ya da İsa Mesih’i tarih açısından izafi yapmadı. İsa Mesih, bütün zamanlar boyunca, dünyanın her yerinde, bütün insanlar için tek Kurtarıcı’dır (İncil, Elçilerin İşleri 4:12). Aynı şekilde, Tanrı’nın Yazılı Sözü Kutsal Kitap da belli bir zamanda ve belli bir kültürde verilmişti. Aynı İsa Mesih gibi Kutsal Kitap da zaman koşullu (yani belli bir zaman ve yerle sınırlı) değildir; bunun yerine dünyanın her yerindeki bütün insanlar için bağlayıcılığını korur.
  3. Tanrı kendini gösterdiğinde insan seviyesine indi. İsa Mesih’in insan doğası, insani zayıflığın bütün işaretlerini ve 4000 yıllık dejenerasyonun etkilerini gösterdi. Ancak günahsızdı. Benzer şekilde Kutsal Kitap’ın dili de insan lisanıdır, kimsenin konuşmadığı ya da anlayamadığı “kusursuz insanüstü” bir dil değildir. Her dilin kendi sınırlamaları olmakla birlikte insan dilinin Yaratıcısı olan insanlığın Yaratıcısı güvenilir bir yoldan, bizi yanlış yönlendirmeden arzusunu insanlara kusursuz şekilde tebliğ etmeye muktedirdir.
  4. Elbette her karşılaştırmanın sınırları vardır. İsa Mesih ve Kutsal Kitap özdeş değildir. Kutsal Kitap, Tanrı’nın bedenlenmesi değildir. Tanrı, kitap değildir. Tanrı, İsa Mesih’te insan olmuştur. Kutsal Kitap’ı severiz çünkü onun sayfalarında bildirilen Kurtarıcı’ya tapınırız.
  5. Kutsal Kitap benzersizdir ve ayrılmaz ilahi-insan birliğidir. İnsan dilinde ifade edilmiş, Tanrı tarafından verilmiş hakikatleriyle Kutsal Kitap, ilahi olanla insanın birliğini temsil eder. Böyle bir birlik Tanrı’nın Sözü ve İnsanoğlu olan İsa Mesih’in doğasında mevcuttu. Bu nedenle İsa Mesih’in olduğu gibi Kutsal Kitap da hakikidir: “Söz, insan olup aramızda yaşadı.” (Yuhanna 1:14)
Tanrı neden Sözünün ve Esinlediği Mesajlarının yazılmasını buyurdu?
  1. Bu sorunun apaçık cevabı, onları kolayca unutmayalım diye yazılmış olmalarıdır. Kutsal Kitap’ın yazılı kelimeleri bizi Tanrı’ya ve O’nun iradesine yönlendiren değişmez bir dayanak noktasıdır.
  2. Yazılı bir belge genellikle daha iyi korunur ve tekrar tekrar anlatılması gereken sözlü mesajlardan çok daha sağlıklıdır.
  3. Yazılı Söz, tekrar tekrar kopyalanabilir ve yine aynı şekilde yalnızca sözle mümkün olandan çok daha fazla insanın erişimine açıktır.
  4. Belli bir zamanda belli bir yerde sınırlı sayıda insanla konuşabiliriz ama yazıya dökülmüş olan pek çok farklı bölgede ve kıtada sayısız okur tarafından okunabilir hatta kuşaklar sonra bile bir kutsama olabilir.
  5. İnsanlar kendileri okuyamıyorsa yazılı bir dokümanı başkaları onlara okuyabilir.

Kutsal Kitap’taki en önemli soru, Necat (kurtuluş) ve nasıl kurtulacağımızla ilgilidir. İsa Mesih’in bize anlattığı gibi yararı nedir: “İnsan bütün dünyayı kazanıp da canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur? İnsan kendi canına karşılık ne verebilir?” (İncil, Matta 16:26)

Tanrı, günah dünyaya girdikten sonra bütün insanlığı bu necata (kurtuluş) yönlendirmek için Sözünün yazılmasını buyurdu. Tanrı’nın bütün insanlığın kurtuluşu için hazırladığı Yön, Yol, Kutsal Kitap’ın sayfaları arasındadır.

Türkçe